24 Nisan 2009 Cuma

CHELSEA 09-10

23 Nisan 2009 Perşembe

ARDA'YA 1 MAÇ DAHA


İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında güvenlik görevlileriyle tartışan Arda Turan'a 1 maç ceza geldi. PFDK'nın karar metni ise şöyle:GALATASARAY A.Ş.'nin, 19.04.2009 tarihinde oynanan BÜYÜKŞEHİR BLD. SPOR - GALATASARAY A.Ş.Turkcell Süper Lig futbol müsabakasında, görevli olmayan kişilerin soyunma odasında yer almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle takdiren 10.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırımasına,

Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş. sporcusu ARDA TURAN'ın güvenlik görevlilerine yönelik hakareti nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,

Cezanın infazının devam eden cezasının infazının bitimini takiben başlatılmasına,karar verilmiştir.

20 Nisan 2009 Pazartesi

FENERBAHÇE ÜLKER ARENA




PEŞKEŞTE SON NOKTA...


QTM harici basından öğrendimiz bir bilgiye göre Seyrantepe, Aslantepe, Türk Telekom Arena yada adı her ne olacaksa Galatasaray'ın inşaatı yıllardır yapılmakta olan yeni stadı bildiğiniz gibi çeşitli kaynak sıkıntıları sebebiyle ve işçilerin iş bırakması sebebiyle duraklatılmıştı. Ancak her nasıl olduysa kaynak sıkıntısı çeken ve Dubai'li ortaklarından gerekli desteği alamayan Eren Talu'ya TOKİ bankadan gerekli krediyi çekebilmesi için sponsor pardon kefil olmuş. Diğer bir deyişle kiraya verdiğiniz ev için kiracınıza ev sahibi olarak yine siz kefil oluyorsunuz. Bu krediyi alırken ise DevlEtin bankası Halkbank'ı kullanıyorsunuz.
O zaman Anadolu kluplerinin yada diğer kluplerinin ne suçu günahı var ki böyle milattan kalma statlarda oynuyorlar.
Ne diyelim hayırlısı olsun.....
Kaynak için bakınız:

19 Nisan 2009 Pazar

PAZARA DAMGA VURACAK DERBİLER (2)


'SÜPER CLASİCO'

Sanırım çok da fazla söylenecek bir şey yok bu derbi için. njoysoccer olarak bizim için ayrı bir yeri vardır. İnanılmaz bir River Plate hayranı olan blog yazarımız 'Njoy' ve Futbolu öğrenmeye başladığımdan beri tamamen abimin etkisiyle de olsa Boca hayranı olan ben ve fakir edebiyatını çok seven yazarımız 'sekerse tehlike' arasındaki en önemli maçtır. 2 Bocalı 1 Riverli size bu geceki maçı hatırlatmak istedik.
Bizim bu seferki iddiamız, Orjinal PES2009 oyunu...Umarım Bocha beni zarar uğratmaz.
Aslında zarardan da önce umarım, adına derbi dediğimiz Boğazın İki yakasının kapışması gibi berbat bir futbol seyri ve iğrenç tiribün görüntüleri olmaz.Tribün konusunda bir şüphemiz yok zaten...

NOT: Boca'nın maçlarda, en öndeki 2 sırayı boş bıraktığını ve gol olunca o boş sıralara doğru tüm hızlarıyla koştuğunu görmek isteyenler bu gece saat 21.00'de NTVSPOR da...Bakalım maçı kim sunacak...

PAZARA DAMGA VURACAK DERBİLER (1)



ORDUSPOR - GİRESUNSPOR
(14.00)
Türkiye haritasını çıkarıp Karadeniz sahillerine doğru biraz dikkatlice bakalım.Batı Karadenizdeki, Zonguldak'tan başlayıp Artvin'e kadar ilerleyelim.Zonguldak, Bolu, Samsun, Orduspor, Trabzonspor, Akçaabat Sebatspor...Bunların yanında Giresunspor, Sinopspor gibi yerel rekabette fazlasıyla söz sahibi ama ulusal anlamda pek de dişe dokunur başarıları olmayan takımlar mevcut.Tam olarak oranını hatırlayamasam da Profesyonel futbol liglerimizde top koşturan sporcularımızın önemli bir miktari karadeniz kökenli. 'Alt yapı' diye bir kavram varsa, o kavrama anlam katan tek yer de karadeniz. Brezilyalı futbolcuların şansı, sahip oldukları kumsallar ve oynadıkları kumsal futboludur.Karadenizli futbolcuların şansı ise, sahip oldukları şehirlerde mevcut olan bolca yokuş, vitamin değeri yüksek hamsi, karalahana, mısır unu ve envayi çeşit yerel yemekler, inanılmaz bir futbol sevgisi ve çoğu karadenizli ailenin çocuğunun futbolcu olmasına büyük bir sevinçle destek vermesidir.İşsizliğin yoğun olduğu bu bölgede, futbol, gençler için geleceğe açılan en zevkli, en kazançlı ve en prestijli kapıdır.
Birbirine çok yakın olan bu şehirlerin çocukları, sanırım ülkemizin mazbutlaşmış bir geleneği olan, ' En yakın spor kulübüne düşman olmak' geleneğini fazlasıyla yaşatmaktalar.İzmir'de,İstanbul'da, Ankara'da, Kayseri'de...Bu aynı şehir takımlarının birbirinden ölesiye nefret etmeleri, karadenizde biraz daha farklı.Burda aynı şehirde 2 takımın bulunması biraz zordur.Sebatın,Trabzonun ilçesi olması dışında pek de fazla istisna yoktur.Ama aynı coğrafi bölgede olup, sınır şehirlerdeki futbol kulüplerinin birbirinden nefretle söz etmesi çok olağandır.İşte Orduspor-Giresunspor maçı bunu ifade ediyor.Birbirine olan uzaklığı sadece 15 dakika ve eğer yanlış bilmiyorsam, Türkiyenin birbirine an yakın iki şehri (ordu*giresun)
MORMENEKŞELER-ÇOTANAKLAR
Giresunspor ikinci yarıya başlarken, Sinan Engin'i manevi başkan yaptılar kendilerine.Sedat Peker'in manevi oğlu ve öz be öz yiğeni de başkan oldu Giresunspora.Bu şu anlama geliyodu, arkayı sağlamlaştırdılar.
Hızlı bir transfer politikası sonucunda, bir sürü oyuncu alınıp satıldı. Sedat Pekerin, ULAN NE ÇİRKİN ADAM BU ALİ EREN, ONDAN ANCA FUTBOLCU OLUR BU TİPLE! dediği Ali Eren'i Bir süre teknik direktörlükte denediler. Sivaslı Hayrettin, İstanbulsporlu Musa Kuş, milli kaleci Metin Aktaş( ki bu da ilginç bir şekilde Karadeniz dayanışmasının örneğidir) ve hafta içi yazısını yayınlayacağımız Alex gibi oyuncular takımı sırtalarken, Orduspor Mehmet Deliorman gibi tecrübeli futbolcuların yanına monte ettiği gençlere sahip. Ayrıca Flamengo'lu BRUNO şu an attığı 22 gol ile, Bank Asyada gol kralı. Taner Gülleliye ait olan 21 gollük rekoru egale eden genç brezilyalı Orduspor'un en büyük kozu.
İyi olan kazansın....

17 Nisan 2009 Cuma

FURKAN ÖZÇAL


Geleneksel, ' lan oğlum duydun mu Türk oyuncu avrupanın en iyi oyuncuları arasına girmiş' haberiyle karşılaşmayalı uzun süre olmuştu. Nihayet bir Futbolcumuz bu sessizliği bozdu ve adını bir çok söylentiyle beraber anılmasını başardı.Kim olduğunu zaten başlıktan da hemen anlamışsınızdır.Furkan Özçal

Emre Belezoğlu'nun Pelenin en iyi 125 oyuncu arasında sıralaması, Messinin playstationda kurduğu takıma Arda'yı seçiyorum demesi, İlhan Parlağın Fransız dergisinde geleceğin en iyi 5 forvetinden biri seçilmesi, Nuri şahin'in en iyi serbest vuruşçular arasında gösterilmesi...
Böyle envayi çeşit listeler dolaşıyor ortalıkta.Sonuçta ne oluyor.Bir iki sene sonra 3 büyüklerden birine transfer olup sahip oldukları, adlarını listeye yazdıran büyük meziyetlerini herkesten mahrum bırakıyorlar!
Hani yabancı oyuncu Türk futbolunu baltalar diye bir tartışma var ya. Ben de diyorum ki, acaba Bizim takımlarda özellikle 3 büyüklerde, Türk oyuncu sınırlaması mı getirsek.Böylelikle bu kadar genç futbolcu Antrenman tesislerinde mahsur kalmazlar. Bu yaz Furkan kardeşim de çocukluğundan beri tuttuğu takıma imza atarsa, türkcell süper lige haps olup gider...

10 Nisan 2009 Cuma

LEO THE GREAT

9 Nisan 2009 Perşembe

NERDESİN BE DALGLİSH!


Hayatın durduğu yerdeyim!

Zamanın yavaşladığı, herkesin bana baktığı, benimse ayaklarımın birbirine dolandığı , hiç bir uzvuma hakim olamadığım o andayım!İçimde ishale dönüşme olasılığı çok yüksek bir karın ağrısı, ve bu ağrıyı pozitif yönde tetikleyen büyük bir heyecan.

Anaa top lan bu! şeklinde bakışlarım, ehehhe eühüh diye gülümsemem ki nedenini bilmiyorum, arkada anlamsızca gelen ve sadece duyum eşiğini aşabildikleri için duyulan kalabalık ebeveyn topluluğundan yükselen yorumlar... O an için, ayağa çok ağırmış gibi gelen antrenman topları.

Ayağımda 'seneye de giyer çocuk' mantalitesinin hakim sürdüğü bir kafa yapısında olan babam tarafından alınmış 1-2 numara büyük ayakkabım. Çok acemice bağlanmış. Üstümde de şort ve forma.

Orta sahada amansızca koşturuyorum. O zamanın Atom Rızası, Kemalettini kıvamında. herkesin şahsileştiği, takım oyunun unutulduğu tek derdin kendini göstermek olduğu bu seçmelerde, ben tam bir takım oyuncusu olup çıkmıştım. Olmadık yerlerde olmadık kişiliklere bürünmek benim huyumdur. Mahallede; iyi oynuyo ama pas vermiyo bu çocuk, diye üzerimde konuşmaların döndüğünü düşünürsek burda attığım pasları görmelerini isterdim hepsinin.

Vay bee! diye iç geçirişlerini görmek isterdim mahalle eşrafının. Her mahalle de maç yapan çocukları izleyen esnaf mevcuttur.Ayrıca bu çocuklarla eşleştirilen bir takım profesyonel oyuncular vardır. Mesela çok gol yiyen kalecimizin adı Hayrettin olarak kalmış, güzel goller atan forvetimiz Baggio diye çağrılırken, defanımızdan biri Dunga biri Recep olarak kalmıştı.

Aradaki farkı size zaten açıklamaya gerek yok. Ben ise çalımlarımdan dolayı Maradonaydım..... inandınız mı?... inanmayın zaten. Ben o zamana kadar sadece adımla çağrılıyordum ve bu büyük bir üzüntü sebebimdi. Seçmeler devam ederken hala orta sahada şuursuz bir tavuk gibiydim. Pas pas diye adını bilmediğim çocuklara haykırıyordum. Bir iki derken anladım ki bu çocuklar lavuğun en önde gideni. Ulen bende en önde gidenin bi önünde giden lavuğu olamaz mıydım?

Olurdum tabiki. Ayağıma nadir de olsa gelen topları, bencilce harcıyor, çalım denemelerinde bulunuyor, ayağıma 1 numara büyük gelen halı saha ayakkabımla, çim sahada adeta bale yapmaya çalışıyordum. Şartlar ve zemin müsaitti ama ayakkabı ve zihin namüsait bir şekilde tezahür buluyordu.

Boş kaleye atılan bir gol ve bir sürü yerine ulaşmış olsun ulaşmamış olsun pas denemeleri sonucunda, bir sonraki antrenmana çağrılmıştım. Mahalleye büyük bir gururla dönerken babamın verdiği taktikler, öneriler, eleştiriler, hiç birini anlamıyordum. O ise Alex Ferguson olduğunu sandığından mı? yoksa çocuğunun ilerde stadlarda deli gibi top koşturacağını düşlediğinden mi? bilemiyorum, hala konuşmasına devam ediyordu.

Bir zamanlar Kars sporun sağ kanatında top oynamış olması onun büyük gururuydu.Mahalleye geldiğimizde, hemen kendimi sahanın oraya attım. Maçlarımızı yaptığımız tarlaya giderken yarın ki seçmeleri düşünüyordum. Sahaya gittiğimde bakkal çakkal tayfası da ordaydı.

Meğersem bizim çocuklar, üst mahallenin veletleriyle maç ayarlamış. Onun hazırlıklarıymış bu.Üst mahalle deyip geçmeyin, bu üst mahaleyi bir bilseniz iddia kuponlarında yer alması gerektiğini düşünürsünüz. Bakkaları tarafından çikolata, manavları tarafından limon destekli bu takım büyük bir kuvvet dengesizliği abidesi.

Her yedek futbolcuya şans bir kere gülermiş. Ve bana da bu maçta güldü.Sanırsın ilk maçımı Camp Noi de oynuyorum. Takımlar hazır, seyirciler nazır, hava süper...Derken maç başlıyor. Yılların yedeği ben, az önce Kayserispor alt yapısında top oyamışlığın verdiği gazla, sahada adeta uçuyordum. Arada maça laf atan esnaf ve yedeklerin şaşkınlıklarını duyabiliyordum.Taç atışı yapacağım sıra; yıllardır beklediğim cümleyi duymuştum. Bu çocuk aynı DALGLİSH gibi oynuyor yaoow...

Evet bakkal amca! Evet kasap dayı eveeetttt!

Beni de artık birine benzetin allahsızlarrr. diye içimden kan ağladığım o günler bitmişti. Her şuttan sonra dönüp,şimdi Aykut olabildim mi? Der gibi bakıyordum onlara. Onlarsa hep bir ağızdan koro gibi 'hayırrr' diyolardı sanki. Tühh a.q... 'yine mi olmadık' kıvamında anlar oluyordu nadir de olsa oynadığım maçlarda.

Ama şimdi beni biriyle anmışlardı. Neydi lan adı?

Daklüşh mü? dangıl mı? neydi?

unutmuştum bir anda ama sevincim doruktaydı. Maç devam ediyordu. br süre sonra dalglishh at pasını oğlummm, gibi gaz verici cümleleri duymaya başlamıştım. Bizim esnaf yetenek avcısıydı adeta. Hak eden çocuğu bir futbolcuyla bütünleştiriyorlardı ve farkında olmadan bu işi çok iyi yapıyolardı. onların kendi aralarındaki bu yeteneği keşfetme yarışı bizim o dönemde futbolu iyi oynamamızı sağlıyordu.

Artık Dalglih olmuştum. Kısa bir araştırma ve adının nasıl söylendiğini öğrenme çabalarından sonra, topu her ayağıma alışımda 'dalglishhh' diye bağırıyordum. ( ercan taner gibiydim. hem oynuyordum hem de sipikerdim)

Büyüdüm, futolcu olamadım. Bir numara büyük ayakkabılarımı çaldırdım. Duvarlarıma astığım Dalglish posterlerinin yerini zamanla türlü türlü adamlar aldı.Bazen de kadınlar. Ama ne olursa olsun ben Daglshi seviyorum be!

6 Nisan 2009 Pazartesi

Galatasaray- Fenerbahçe?