30 Temmuz 2009 Perşembe

EDİRNE ÖTESİ HEZİMETLER........

* resmi büyütmek için üzerine tıklayınız..
Son yıllarda özellikle Galatasaray'ın ve Zico döneminde Avrupa'da elde ettiğimiz başarılara rağmen Avrupa Kupalarında öncesinde aldığımz çok büyük hezimetler var. Sivas'ın salı günü aldığı hezimetin ardından böyle bir geçmişi yazma yazısı hasıl oldu.
Beşiktaş'ın Liverpool karşısında iki sezon önce yaşadığı 8-0'lık yenilgi, Türkiye'de futbolun yeni yeni profesyonelleştiği 1960'lı yıllardan bu yana uğranılan en ağır hezimet olarak geçmişti tarihe. O yıllarda iki İzmir takımı Altay ve Göztepe, hakiki hezimetler görmüşlerdi deplasmanlarda. Örneğin Altay, İtalya'da Roma'ya 10-1 mağlup olmuş.
Hemşehrisi Göztepe ise Almanya'da 1860 Münih'e 9-1... Yetmişli yıllarda da hayli hayal kırıklığı bulunuyor; seksenlerde sadece uğursuz bir 85-86 sezonu var aslında. 90'lı yıllarda ise 92 ile 99 arasında bir boşluk dönemi göze çarpıyor. Tam da Türk Milli Takımı'nın çıkış sürecinin başlangıç safhasıyla birlikte, yani bu olumlu bir boşluk. Ancak tam futbolda çağ atladık dediğimiz 2000 sonrasında bile listeye dahil olan maçları da izledik.

Hüsranların bir diğer ilginç özelliği ise genelde rövanş ya da ilk maçlarda iyi sonuçlar alınması. Şöyle ki, Göztepe 9-1 kaybettiği 1860 Münih maçından önce rakibini İzmir'de 2-1 yenmiş. Eskişehirspor, Twente'yi 3-2; F.Bahçe Sigma Olomuc'u 1-0; yine F.Bahçe 1-6'dan önce PSV'yi 2-1; Beşiktaş Diosgyor'u 2-0; Barcelona'yı 3-0; Liverpool'u 2-1; Trabzonspor Barcelona'yı 1-0, Orduspor ise Banik'i 2-0 devirmeyi başarmış. F.Bahçe 7-0'ın rövanşında Benfica'yı 1-0; Adanaspor ise 5-0'ın rövanşında Salzburg'u 2-0'la geçmiş. Galatasaray'ın B.Münih, Beşiktaş'ın Leeds, Denizlispor'unsa Porto ile berabere kaldıklarını da görüyoruz fiyasko öncesi ya da sonrasındaki müsabakada. Beşiktaş, 8-0 öncesinde Liverpool'u 2-1 yenmeyi başarmıştı mesela...

Türk takımlarının Avrupa kupalarında asgari 5 fark yediği müsabaka sayısı 23 ve en fazla hezimete uğrayan takım olarak Beşiktaş görünüyor. Kara Kartallar 3'ü Şampiyonlar Ligi'nde ve son 7 yılda olmak üzere 5 defa sahadan hezimetle ayrılmış. Onu 3'er yenilgi ile Galatasaray ve Fenerbahçe takip ediyor. Adanaspor'un yine 2 tane çok farklı mağlubiyeti var. Diğerleri ise 10 takım tarafından birer kez ile paylaşılmış.

Netice itibarıyla futbolun içinde kaybetmek ve hatta bazen de çok farklı kaybetmek var. Bu gibi durumlar yalnızca bizim başımıza gelmiyor. Galiba önemli olan düştükten sonra da kalkabilmek; her ne kadar tarih değişmiyor olsa bile!

23 Temmuz 2009 Perşembe

FENERBAHÇE'DE FORMA NUMARALARI


1 - Volkan Demirel
19 - Önder Turacı
10 - Alex de Souza
21 - Selçuk Şahin
23 - Semih Şentürk
24 - Deniz Barış
25 - Uğur Boral
17 - Ali Bilgin
8 - Kazım Kazım
4 - Edu
99 - Deivid de Souza
3 - Roberto Carlos
6 - Gökçek Vederson
77 - Gökhan Gönül
88 - Volkan Babacan
89 - Fehmi Mert Günok
9- Daniel Güiza
5 - Emre Belözoğlu
18 - Abdülkadir Kayalı
20 - Özer Hurmacı
66 - Mehmet Topuz
58 - Bilica
15 - Bekir İrtegün
34 - Alper Piliç
67 - Onur Karakabak
64 - Furkan Aydın
22 - Mahmut Ertuğrul Taşkıran

BOLOGNA SATILIYOR!


Seria A'da Sensi Ailesi Roma'yı satmaya çalışadursun elini çabuk tutan Arnavut işadamı RezartTaçi Bologna kulubünü satın aldı. Kulup hisselerinin % 80ini satın alan Taçi Oil şirketinin sahibi Arnavut işadamı 3 ağustosta kulubün resmen yeni sahibi olacak. Kulube ise 20 milyon euro ödeyerek sahip olan Taçi biraz geç kalmış görünüyor. Piyasanın kavrulduğu bugünlerde bakalım Taçi Bolona'ya kimleri getirecek.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

BATUHAN ANTEP'TE


Beşiktaşın asi genci Batuhan Karadeniz sürpriz bir şekilde Gaziantep'e imza attı. Daha önce Eskişehir'in devam etmek istediği ve sabah Sadri Şener'in Trabzona getirmek için uğraştığı yönünde haberler geliyordu. Ancak Gaziantep başkanı İbrahim Kızıl Batuhanı 1 yıllığına kiraladıklarını açıkladı.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

VEDAT OKYAR


Orhan Şengürbüz'ün ardından kanser tedavisi gören Vedat Okyar da hayatını kaybetti.

10 Temmuz 2009 Cuma

Beleş Çayın Peşinde; ŞENOL,BİROL,GOOL!


Metin Oktayın yeşil çam hamlesinden sonra, Fenerbahçe de boş durmamış, zamanında BJK den transfer ettiği yıldızlarıyla Yeşil Çam’a giriş yapmış.ŞENOL ve BİROL ile…
Zamanında tribünleri Şenol-Birol- GOOOL diye inleten bu iki futbolcuya, adlarına ithaf edilen sözler eşliğinde film çekilmişti…Daha doğrusu Çekilmiş…
Kadıköyde, akşam üstleri günün yorgunluğunu atmak için uğradığımız Can ağabeyimizin kahvesinde, denize karşı orta kahvelerimizi içerken sohbet, tabiî ki de futboldu.Zenginin parası, züğürdün çenesini yorar atasözüne mütakiben, söz türlü oyuncular etrafında bir süre döndükten sonra, Batistuta ve Totti karşılaştırmasında kimin daha ağır bastığını tartışmayı yeni bitirmiştik ki, ağzımdan çıkan son cümle BATUGOL, oldu….Can ağabeyimiz, gol kelimesinin sadece; Şenol ve birol isimlerinden sonra kullanılması gerektiğini savundu. Kısa bir sessizlikten sonra yanımızdan uzaklaştı. 5 dakika sonra yanımıza dönerken elinde eski bir cd ve artık kimsenin kullanmadığını düşündüğüm büyük video kasediyle geri döndü…Fatma Girik ve Şenol-Birol ikilisinin filmini işte o an gördüm, farkına vardım ve öğrenmiş oldum.
Alın, izleyin…daha sonra da bulabilirseniz gollerini izleyin bu adamların…Sonra siz karar verin Batugol mü? Yoksa Şenol-Birol Gol mü?
Cd’yi alıp kafeden uzaklaşırken içimde garip bir heyecan vardı.Sanki tarihi sırları elimde taşıyordum. Ve kimsenin görmediği bir sürü futbol sahnesi görecektim..Ama nafile pek de güzel olmayan bir filmi izlemiştim gece boyunca…bu sözleri ertesi gün Can abiye söyleyince azarı da işittik tabi.
-Lan olum size boş yere mi çay içiriyorum ben, hiç mi bilinçlenmiyorsunuz siz ? diyerek cd yi aldı elimden ve kahvenin televizyonunda filmi izlemeye başladık.Sık sık durdurarak ve ara bilgilendirmelerden nasiplenerek….
- Bak işte şu adam Şükrü.
-Abi Şükrü kim? Bakışları ...
-Tabi sen Şükrüyüde bilmezsin şimdi. Şükrü Binand be olum…
- Ahaaaa, bak bu da Ogün…
-Tamam abi Ogün ağabeyimizi biliyorum…
GOL filmini izleyenler çok iyi bilir bu duyguyu…Filmin ortasında Beckham’ı, Zidane’yi, Raul’ü , İlker’i görmek nasıl heyecanlandırıyorsa bizi Can ağabeyi de öyle heyecanlandırıyor Ogün’ü Şükrü’yü görmek…
Filmden sonra, Metin Oktay’ın filmini konuşuyoruz…Muhabbet illaki eski rekabetlere, eski tribünlere, eski saygı ve sevgiye geliyor…Hüzünleniyor hatta kızıyor... Bu adamlar birbirine rakipken, aynı evde yaşar, aynı ayakkabıları giyerlerdi…Can Bartu sarı kırmızılı formayı, Metin Oktay sarı lacivert formayı giyip jübile maçında top oynamışlardı zamanında…
İçimden, ah be abim, onlar eskidendi, şimdi böyle şeyler keyif vermez ki diyesim geliyor ama susuyorum. Şimdiyle eskiyi karşılaştırmak çok yanlış olur.Şartlar katiyen aynı değilken, Futbol katiyen aynı değilken, toplum katiyen farklıyken eskiye nazaran, eskiyi özlemek gereksiz be abim, şimdinin tadını çıkar…diyesim geliyor ama yine susuyorum…He abim, haklısın abim diyerek beleş çayın yalakalığını yapıyorum…
O değil de, Can abi, Fener Ardayı alacakmış diyolar diyorum….
Ne işi var ardanın bizde, bize Fener Ruhunu taşıyacak adamlar lazım diyor.
Mehmet topuz gibi mi diyorum….
Hem bana, hem topuza, hem aziz yıldırıma arada da ardaya küfürü basıyor.Demek ki diyorum, eskiyi özlemek de laftaymış…hesabı alalım biz abi..
Hadi len 2 çayın ne hesabıymış, güle güleeee diyerek uğurluyor bizi.
-Oh my god! Çaylar yine beleş……

8 Temmuz 2009 Çarşamba

FUTBOL SEVGİSİ!


Gözlerimi sıkı sıkı kapatmışım.Henüz lise yıllarında olmanın verdiği körpelikle kıza doğru yavaş ama emin adımlarla ilerliyorum.İnsan yaşadıkça hem yüreği, hem duyguları kirleniyor, bunu şimdi anlıyorum.O an aklımda sadece sevdiğim kıza; bir kaç kelime söyleyebilmek var. Terleyen avuç içleri,kuruyan dudaklar, inanılmaz bir karın ağrısı ve yerinden çıkacakmış gibi atan bir kalp...Bu anı herkes yaşamıştır...

Aradan yıllar geçİyor, üzerime takımımın formasını geçiriyorum ve uğurlu pantolonumu altıma giyiyorum.Dünya umrumda değil, gözüm sürekli saatte.Maça 6 saat var....maça 4 saat var..maça 2 saat var...bir an önce saatlerin tükenmesini, maç saatinin gelmesini ve stadda yerimi almayı istiyorum. Futbol sevgisi farklıdır.Kötü düşünmek istemiyorum bu satırları yazarken. O yüzden girişi sevgili muhabbetiyle açtım.Her maç günü yaşadığım heyecan, stada yaklaştıkça artan kalp atışları işte aynı ilk sevgiliyle konuşma anı gibi geliyor bana...

Birbirine yabancı onbinlerce insan tek bir şey uğruna biraraya geliyor.FUTBOL SEVGİSİ...

İçlerinde barındırdıkları farklı duygular, akıllarından geçen farklı olgular, kalbi kırıklar, kalp kıranlar, zenginler, fakirler, öğrenciler, işçiler, memurlar, boş gezenler, sevgilisinden ayrılanlar, işten kovulanlar, iş kuranlar, yeni evliler, baba olanlar, anne adayları....Her türlü insan, her türlü farkındalıkla stadlara, komşulara, arkdaşlara, kafelere, televizyon başlarına, radyolara ve hatta cep telefounundan gelen mesajlara kitleniyor.Futbol Sevgisi o an her şeyin üstüne çıkıyor. O gün dünya umrunda olmuyor insanın.Tek odak noktası futbol oluyor...

Böyle durumlarda, kendimizi bir futbol aşığı olarak görmekten uzaklaştığımız zamanlarda olmuyor değil. FUTBOL'U unutup, takımımıza yoğunlaştığımızda, kendimizi takımın sahibi sandığımız oluyor. Küfürler, yuhalamalar, insanlıktan çıkmalar boy göstermeye başlıyor.Benim hiç bir hakkım yokken, sahada futbol oynamaya çalışan insanlara küfür etmeye başlıyorum...SAÇMA! Kitleler halinde birbirimizi tetikliyoruz, 3-5 derken önce küçük gruplar, daha sonra tüm tribünler tek bir ağızdan küfür etmeye başlıyoruz...Herkesin bir anneden çıktığını unutup, Eş, kızkardeş, arkadaş hatta çocuklarına ne hakla olduğu bilinmez küfürler etmeye başlıyoruz.ÖZÜR DİLİYORUM! kendi adıma, bu güne kadar ettiğim tüm küfürlerden, hem kendi takımıma hem rakip olan herkese...Düşünüyorum şimdi de, sadece eğlenmek için gittiğim maçlarda, marşlar, şarkılar söyleyip, bayraklar salladığım maçlarda futboldan zevk alıyorum.Neticeyi umursamıyorum....Sahip olduğum Futbol Aşkıyla bütünleşebiliyorum.Sevgilinle sevişmek gibi bişey bu.Tamamen doğal ve insanın sevgisine sevgi katan.Oysa küfürler, kavgalar, yuhalamalar protestolarla dolu bir maçtan sonra bir hafta kendime gelemiyorum.Ettiğim küfürlerden utanıyorum.Rakip takımı tutan annemin babamın, arkadaşlarımın yüzüne bakamıyorum...

Futbol kocaman bir aşk benim içimde,gittikçe büyüyen bir sevgi...Olumsuz yönde çoğalım göstermemesi için uğraşıyorum.Çünkü ben her şeyi sadece futbol izlerken unutabiliyorum.Bu yazıyı okuyuyan veya okumayan binlerce kişiyle tek bir ortak paydada bir araya geldiğimizde, şarkılar marşlar söylemek istiyorum...Beni benden alıp huzur dolu dünyalara götüren FUTBOL, inan ki SENİ ÇOK SEVİYORUM!

15 Haziran 2009 Pazartesi

Dİ Mİ ERDOĞAN?

Dk 58 abd - italya maçı
Guiseppe Rossi oyuna girer. Orta sahada topu kapar 15 metre topu sürer ve uzaklardan vurur Allah ne verdiyse... Top ağlarda Ömer Üründül ve Erdoğan Arıkan sıkıntıdan patladıkları bi anda coşarlar.
E.A.: Rossi oyuna girer girmez golünü atıyor. Bundan sonra İtalya'da bende varım diyor.
Ö.Ü.: Yani Erdoğan bence Lippi çok büyük tecrübeli bir hoca. İlk yarı o kötü görüntüden sonra hala ikinci yarıya o kötü takımla çıkar benim aklım almıyor. Di mi Erdoğan....
5 saniyelik sessizlik...
E.A.: Evet Rossi gerçekten çok güzel bir gol atıyor. Tim Howard'ın bu topu çıkarması zor du değil mi Ömer Abi....
*** Bu arada bu sinek vızıltısı sesi insana kumanda kırdırır.

11 Haziran 2009 Perşembe

FUTBOLUN GÜZELLİKLERİ

10 Haziran 2009 Çarşamba

MAGİC:108 LAKERS:104



Orlando - Laker maçının kısa bir özeti. Orlando ilk defa finallerde kazandı. Hido 18 sayıyla oynadı. Her ne kadar Kobe'yi durduramasalar da bir önceki maçı şanssızlıkla kaybettikleri gibi bu maçıda şanslarıyla kazandılar. Devamını bekliyoruz....