17 Nisan 2009 Cuma

FURKAN ÖZÇAL


Geleneksel, ' lan oğlum duydun mu Türk oyuncu avrupanın en iyi oyuncuları arasına girmiş' haberiyle karşılaşmayalı uzun süre olmuştu. Nihayet bir Futbolcumuz bu sessizliği bozdu ve adını bir çok söylentiyle beraber anılmasını başardı.Kim olduğunu zaten başlıktan da hemen anlamışsınızdır.Furkan Özçal

Emre Belezoğlu'nun Pelenin en iyi 125 oyuncu arasında sıralaması, Messinin playstationda kurduğu takıma Arda'yı seçiyorum demesi, İlhan Parlağın Fransız dergisinde geleceğin en iyi 5 forvetinden biri seçilmesi, Nuri şahin'in en iyi serbest vuruşçular arasında gösterilmesi...
Böyle envayi çeşit listeler dolaşıyor ortalıkta.Sonuçta ne oluyor.Bir iki sene sonra 3 büyüklerden birine transfer olup sahip oldukları, adlarını listeye yazdıran büyük meziyetlerini herkesten mahrum bırakıyorlar!
Hani yabancı oyuncu Türk futbolunu baltalar diye bir tartışma var ya. Ben de diyorum ki, acaba Bizim takımlarda özellikle 3 büyüklerde, Türk oyuncu sınırlaması mı getirsek.Böylelikle bu kadar genç futbolcu Antrenman tesislerinde mahsur kalmazlar. Bu yaz Furkan kardeşim de çocukluğundan beri tuttuğu takıma imza atarsa, türkcell süper lige haps olup gider...

10 Nisan 2009 Cuma

LEO THE GREAT

9 Nisan 2009 Perşembe

NERDESİN BE DALGLİSH!


Hayatın durduğu yerdeyim!

Zamanın yavaşladığı, herkesin bana baktığı, benimse ayaklarımın birbirine dolandığı , hiç bir uzvuma hakim olamadığım o andayım!İçimde ishale dönüşme olasılığı çok yüksek bir karın ağrısı, ve bu ağrıyı pozitif yönde tetikleyen büyük bir heyecan.

Anaa top lan bu! şeklinde bakışlarım, ehehhe eühüh diye gülümsemem ki nedenini bilmiyorum, arkada anlamsızca gelen ve sadece duyum eşiğini aşabildikleri için duyulan kalabalık ebeveyn topluluğundan yükselen yorumlar... O an için, ayağa çok ağırmış gibi gelen antrenman topları.

Ayağımda 'seneye de giyer çocuk' mantalitesinin hakim sürdüğü bir kafa yapısında olan babam tarafından alınmış 1-2 numara büyük ayakkabım. Çok acemice bağlanmış. Üstümde de şort ve forma.

Orta sahada amansızca koşturuyorum. O zamanın Atom Rızası, Kemalettini kıvamında. herkesin şahsileştiği, takım oyunun unutulduğu tek derdin kendini göstermek olduğu bu seçmelerde, ben tam bir takım oyuncusu olup çıkmıştım. Olmadık yerlerde olmadık kişiliklere bürünmek benim huyumdur. Mahallede; iyi oynuyo ama pas vermiyo bu çocuk, diye üzerimde konuşmaların döndüğünü düşünürsek burda attığım pasları görmelerini isterdim hepsinin.

Vay bee! diye iç geçirişlerini görmek isterdim mahalle eşrafının. Her mahalle de maç yapan çocukları izleyen esnaf mevcuttur.Ayrıca bu çocuklarla eşleştirilen bir takım profesyonel oyuncular vardır. Mesela çok gol yiyen kalecimizin adı Hayrettin olarak kalmış, güzel goller atan forvetimiz Baggio diye çağrılırken, defanımızdan biri Dunga biri Recep olarak kalmıştı.

Aradaki farkı size zaten açıklamaya gerek yok. Ben ise çalımlarımdan dolayı Maradonaydım..... inandınız mı?... inanmayın zaten. Ben o zamana kadar sadece adımla çağrılıyordum ve bu büyük bir üzüntü sebebimdi. Seçmeler devam ederken hala orta sahada şuursuz bir tavuk gibiydim. Pas pas diye adını bilmediğim çocuklara haykırıyordum. Bir iki derken anladım ki bu çocuklar lavuğun en önde gideni. Ulen bende en önde gidenin bi önünde giden lavuğu olamaz mıydım?

Olurdum tabiki. Ayağıma nadir de olsa gelen topları, bencilce harcıyor, çalım denemelerinde bulunuyor, ayağıma 1 numara büyük gelen halı saha ayakkabımla, çim sahada adeta bale yapmaya çalışıyordum. Şartlar ve zemin müsaitti ama ayakkabı ve zihin namüsait bir şekilde tezahür buluyordu.

Boş kaleye atılan bir gol ve bir sürü yerine ulaşmış olsun ulaşmamış olsun pas denemeleri sonucunda, bir sonraki antrenmana çağrılmıştım. Mahalleye büyük bir gururla dönerken babamın verdiği taktikler, öneriler, eleştiriler, hiç birini anlamıyordum. O ise Alex Ferguson olduğunu sandığından mı? yoksa çocuğunun ilerde stadlarda deli gibi top koşturacağını düşlediğinden mi? bilemiyorum, hala konuşmasına devam ediyordu.

Bir zamanlar Kars sporun sağ kanatında top oynamış olması onun büyük gururuydu.Mahalleye geldiğimizde, hemen kendimi sahanın oraya attım. Maçlarımızı yaptığımız tarlaya giderken yarın ki seçmeleri düşünüyordum. Sahaya gittiğimde bakkal çakkal tayfası da ordaydı.

Meğersem bizim çocuklar, üst mahallenin veletleriyle maç ayarlamış. Onun hazırlıklarıymış bu.Üst mahalle deyip geçmeyin, bu üst mahaleyi bir bilseniz iddia kuponlarında yer alması gerektiğini düşünürsünüz. Bakkaları tarafından çikolata, manavları tarafından limon destekli bu takım büyük bir kuvvet dengesizliği abidesi.

Her yedek futbolcuya şans bir kere gülermiş. Ve bana da bu maçta güldü.Sanırsın ilk maçımı Camp Noi de oynuyorum. Takımlar hazır, seyirciler nazır, hava süper...Derken maç başlıyor. Yılların yedeği ben, az önce Kayserispor alt yapısında top oyamışlığın verdiği gazla, sahada adeta uçuyordum. Arada maça laf atan esnaf ve yedeklerin şaşkınlıklarını duyabiliyordum.Taç atışı yapacağım sıra; yıllardır beklediğim cümleyi duymuştum. Bu çocuk aynı DALGLİSH gibi oynuyor yaoow...

Evet bakkal amca! Evet kasap dayı eveeetttt!

Beni de artık birine benzetin allahsızlarrr. diye içimden kan ağladığım o günler bitmişti. Her şuttan sonra dönüp,şimdi Aykut olabildim mi? Der gibi bakıyordum onlara. Onlarsa hep bir ağızdan koro gibi 'hayırrr' diyolardı sanki. Tühh a.q... 'yine mi olmadık' kıvamında anlar oluyordu nadir de olsa oynadığım maçlarda.

Ama şimdi beni biriyle anmışlardı. Neydi lan adı?

Daklüşh mü? dangıl mı? neydi?

unutmuştum bir anda ama sevincim doruktaydı. Maç devam ediyordu. br süre sonra dalglishh at pasını oğlummm, gibi gaz verici cümleleri duymaya başlamıştım. Bizim esnaf yetenek avcısıydı adeta. Hak eden çocuğu bir futbolcuyla bütünleştiriyorlardı ve farkında olmadan bu işi çok iyi yapıyolardı. onların kendi aralarındaki bu yeteneği keşfetme yarışı bizim o dönemde futbolu iyi oynamamızı sağlıyordu.

Artık Dalglih olmuştum. Kısa bir araştırma ve adının nasıl söylendiğini öğrenme çabalarından sonra, topu her ayağıma alışımda 'dalglishhh' diye bağırıyordum. ( ercan taner gibiydim. hem oynuyordum hem de sipikerdim)

Büyüdüm, futolcu olamadım. Bir numara büyük ayakkabılarımı çaldırdım. Duvarlarıma astığım Dalglish posterlerinin yerini zamanla türlü türlü adamlar aldı.Bazen de kadınlar. Ama ne olursa olsun ben Daglshi seviyorum be!

6 Nisan 2009 Pazartesi

Galatasaray- Fenerbahçe?

2 Nisan 2009 Perşembe

YORUMSUZ...







BOLİVYA :6 ARJANTİN :1


-Morales: Nası koyduk geçirdik çocuğu Diego'cum, Bu işler dövme yaptırmaya benzemez eheheh
- Diego: Sonuç bence o kadar da kötü değil, İyi tarafından bakarsak sonuçta her iyi hocanın kariyerinde bi 6 tane var...

1 Nisan 2009 Çarşamba

BU SPİKERLERLE NEREYE KADAR


Özel kanallara geçildikten sonra Trt spikerlerinden kurtulduk yeni sesler yeni yorumlar dinlemek gerçekten heyecan vericiydi. Ama sonradan sonradan farkettik ki bu durum aslında göründüğü kadar da güzel değildi. Maçlar bir bir özel kanallarda yayınlanırken ne gençler Ümit Aktan'ları Ertem Şener'leri Sabri Ugan'ları İlker Yasin'leri Selçuk Manav'ları gördü de telef oldu. Halit Kıvanç'ın talebelerini özler olduk. Aslında Orhan Ayhan'a Abidin Aydoğdu'ya İnönün deniz tarafına bakan yarım dilimine , Saraçoğlunun lisenin önündeki kaleye, Ali Sami Yen'in otoban tarafında ki tribünler önünden atılan taça bile razıydık aslında bi yerden sonra. Neyse ki daha sonradan Okay Karacan, Güntekin Onay, Murat Kosova, Ersin Düzen nerden çıktıysalar geldiler başımızın tacı oldular, hasretimizi giderdiler de rahatladık. Ercan Taner, Melih Şendil, Melih Gümüşbıçak gibi isimlere de itirazımız yok elbette ama artık bu günkü maçta artık Atv'nin spikeri kimse artık son nokta nirvanaya varmış bir halde maçı anlatıyor.
İşte maçın ilk yarısından bazı örnekler
- Pique önce Gerard Pique oluyor sonra mahkemeden karar getiriyor herhalde Albert Pique oluyor.
- Arda Nihat'la verkaç yapıyor sonra topu Semih'e atıyor ama Semih 20 ileride. Spikere kalırsa ikiside Semih. Hakkaten bu Semih çok amansız bi adam. Yada bizim farkedemediğimiz bir şekilde Semihle Nihat birbirine çok benziyorlarda bizim haberimiz yok.
- Tuncay topu Casillas'tan kurtarıp arkadaşına yuvarlıyor spikere göre Nihat golü atıyor. Ama nedense herkes Semih'in etrafında Semih'i kutluyor. Bu Semih'te var bi şeyler.
- Bütün İspanyol futbolcuların nerede oynadığını zaten az çok ilgilenen herkes biliyor. Zaten en kötüsü bizim ligde oynuyor. Ama ısrarla hangi takımlarda oynadıklarını, Riera'nın çektiği şutun ne kadar sert olduğunu defalarca anlatmakta bir sakınca görmüyor. Sanki Volkan'dan sekip kendi üstüne geldi.
-Ofsayt bayrağı tvden görününce mi kalkıyor yoksa sadece bizim için mi öyle. Öyleyse neden bu spikerler maçı önlerindeki ekrandan izleyip anlatıyorlar...
- Bu arada maçta ne zaman maçta Villerreal'li Senna dese aklıma Ertem Şener'in ''sarı denizaltıları'' aklıma geliyor.
- Bu milli takımlar 3. sınıf takımlar olsa belki Estonya, Belarus, Kazakistan vs. takımlar olsa belki futbolcuların isimlerini karıştırmalarını anlarım ama oynayan takımlar İspanya ve Türkiye. Sokaktan geçen adamlara sorsan sana ilk 11'i sayarlar. ama sen zahmet edip kim nedir öğrenemiyorsun.
- Ali Okancı blogunda televizyonda çalışırken birazda acemilikten kaynaklanan yaptığı hataları yazmıştı daha önce bir kaç kez. Herhalde bunların hatalarını yanlışlarını yazsak kitap olur...
Aynı şeyler bazı spor yazarları içinde geçerli ama onları yazmaya başlarsak herhalde cilt cilt ansiklopedi olur.
Daha fazla yazamayacağım tvnin sesini kapatıp öyle seyrediyorum artık maçı. İyi seyirler...

29 Mart 2009 Pazar

İspanya diyen bî-dîn-i mel’ûna yenildik!

Dümen doğrıldup İspanya diyen bî-dîn-i mel’ûna,

Yine şevk eyleyüp girdük Donanma-yı Hümâyûn'a..

Yine baştardalar başdan atup baş topların güm güm !!!

Salındı sayhâlar birle zelâzil rûb-ı meskûna..


1534'ün Ağustos'unda 8.000 levend ve 80 parça gemiden oluşan Osmanlı Donanması'nın büyük bir şaşaa ile harekete geçerek Akdeniz'e açıldığı haberlerinin İspanya yakasına ulaşması ile telaş başladı.
Osmanlının hangi sahil kentine saldıracağının belirsizliği ispanya ve italya halkına endişe dolu günler yaşatmaktaydı. Sonucunda Barbaros girdi ispanyaya, italyanın kıyı şehirlerini yerle bir etti, İspanyadaki Yahudileri ve Endülüs Müslümanlarını kurtarıp, onlara yeni hayatlar bahşetti...Getirebildiklerini, İstanbula nam-ı değer İSLAMBOL'A getirdi....

Bunun, futbolla hiçbir ilgisi yok tabiki...Sadece, hazır İspanya ve Türkiye'yi bir arada anmaya başlmışken dip not olarak düşelim istedim.Bugünkü maçla ilgili çok şey yazabilirim ama, Sergio Ramos'un bir yeni çeri gibi akın akın geldiği sol kanadımızda, İbrahim Üzülmez'in çaresiz kalması, aklıma 'İbrahim Üzülmez artık futbolu bıraksa mı? ' gibi cümleleri düşürdü.Ama haddime değil herhangi bir futbolcuya bırak demek. Defalarca 'OLEY_OLEEEYYY' seslerini duymak içimi acıttı..Ama futbol da herşey var!
Garip duygular var içimde.İspanya gibi bir takımı elimizden kaçırdığımıza üzülmek de bir teselli olabilir mi? Belki...Gencecik yeteneklerimizi sahada görmek bir nevi avuntu olabilir mi? Belki....Olumsuz konuşmayacağım...Kim ne derse desin...Gittik, oynadık, yenildik ve geldik.Akıttığınız terler için binlerce kez teşekkürler....
İkinci maçta, Fatih Terim; Barbaros Hayrettin Paşa olur! Futbolcular, geçit vermeyen birer LEVENT olurlar.Taraftar hazırda bekleyen bir yeniçeri ordusu olur! Çıkarız yeşil sahaya, oynarız oyunumuzu...Alırız 3 puanımızı.ALırız di mi lan? Çok mu gaza geldim ben.Biri beni durdursun aga...
Ayrıntılı maç analizini de, sekerse tehlike yapar zaten!

28 Mart 2009 Cumartesi

SEVGİLİ! SEN GİTTİĞİNDEN BERİ.........


Sevgili!

Sen gittiğinden beri, 2 dünya kupası izledim...

En son İtalyayı kupayı kucaklarken gördüm ve futbolcuların ellerinde dolaşan kupayı gördükçe, aklıma sen geldin...

Zidanın Mattaraziye attığı kafadan bir tane de sana nasip olsun istedim, ama sonra kıyamadım sana...

Sevgili!

Sen gittiğinden beri 8 şampiyonlar ligi finali gördüm ve hiç bir final bizimkisi kadar etkileyici bitmedi!

Her finalde bir tırtoluk vardı...

Sevgilim, sen gittiğinden beri PES öyle bir gelişme gösterdi ki; Ronaldo,Messi, Semih... bizim evin salonunda sanki...

Ahhhhh be sevgili!

Sen gittiğinden beri, Avrupa şampiyonaları tat vermedi.Kimse çay demlemeyince, sigaram öksüz kaldı, gittiğin günden beri sigaram hep yavandı....

Ulan kalleş sevgili, sen gittiğinden beri, u21 milli takım oyuncuları A Milli takımdan emekli oldu.

Evet sevgili! Sen gittiğinden beri, 1.ligin adı değişti, antrenör olarak kimler geldi, kimler geçti...Hani, türk sandığın HAGi vardı ya, o bile takım yönetti.Ulan sevgili sen gittiğinden beri Ümit Davala rapi bıraktı...

Senin gitmene özenen ULUSOY, isteyerek olmasada uzaklara gitti.Ama koltuğu öyle bir lanetledi ki, gelen canını verdi...Kaptan Ümit kalp kirizi geçirdi. Ağladım izlerken, hem Ümit'e, hem de senin gidişine...

Evet sevgili, sen gittiğinden beri, bir sürü futbolcu ülke değişti, bir sürü ülke rejim değişti...Ahh be sevgili,yeşil sahalara kimler indi, kimler yeşil sahalardan feragat etti! Haaa bu arada, hakan Şükür ve Sergen yorumcu oldu, Uğur dündar hala yaşlanmadı!

İşte böyle sevgili, Platini UEFA başkanı olurken, Aziz Yıldırım hala FB'nin başındaydı...

Sevgili!

Sen gittiğinden beri, KUN'un bir oğlu oldu.

Ve 'görmemişin oğlu olmuş, tutmuş çükünü koparmış' gibi bir durum oldu.

Canım sevgili!

Mektubuma son verirken, senin ve kocanın yanaklarından öper, Metin Oktay'ı rahmetle anar, Süleyman sebayı merak eder, Fatih Terim'e telefon eder, yarın ki İspanya Maçında Türkiye'ye başarılar dilerim.Zira iddiada parayı bastım bizimkilere, alırsak maçı, dayanırım kapına, o çok sevdiğin MERCEDES marka arabayla. Açarım İsmail YK dan bir parça.Dinletirim sana....

26 Mart 2009 Perşembe

LEFTER'E HEYKEL


Birkaç gün önce Ben Fenerbahçeliyim blogunda Lefter'le ilgili bir post yayınlamış ve altına gelen yorumlarda yoksa Lefter'e bir şey mi oldu diye sormuşlardı. O da bizim ülkemizde birisinin haber olması veya hatırlanması için ya ölmesi yada başına bir şey gelmesi gerektiğinden bahsetmiş ve ölmeden kendisinin heykelinin dikilmesi temennisinde bulunmuştu. Kalbi temizmiş gerçekten ki Cefakar Kanryalar'ın(ck) organizasyonuyla Lefter'in heykeli Kuşdili Parkına 3 mayıs 2009'da monte edilecekmiş. Yapanların ve düşünenlerin ellerine sağlık. Nice yıllara Ordinaryus Lefter

EDİT: Lefter heykeli için Cefakar Kanaryaların açmış olduğu internet sitesi: http://www.lefterevefa.org/