
Adım Bahadır. Yaşım 18. Öğrenciyim efendim. Gecikmeli de olsa fark ettiğim bir mail üzerine yazmaya karar vermiş olduğum bu yazı, “alakaya maydanoz” futbol sevgimin bir hikayesi niteliğindedir.
Evden çıkmayı sevmeyen bir insanım. Çok küçüklüğüme dayanan bir alışkanlık. Çıkınca da geri gelmeyi sevmem. 5–6 yaşlarımda zorla dışarı çıkartırdı annem. Tabiri caizse kovardı.
Ben de havası hafif inmiş sarı renkli topumu alıp dolaşmaya çıkardım ki “aylık” oynamak için birilerini bulayım. 105 aylık oynardık. Hep gönüllü kaleciydim. Çünkü 4’ten fazla top sektiremezdim. Ara sıra babam topu alıp küçükleri de toplayıp maç yaptırırdı bizlere. Ben futbol açısından belki de ülkenin en beceriksiz çocuklarından olduğum için düzgün bir pas bile vermezdim.
Futboldan soğumamla en büyük fiziksel hareketliliğim de sona erdi. Hayat bomboş kaldı. Zaten 15 yaşıma kadar olan kısmı da pek hatırladığımı söyleyemem. Futboldan soğumuştum. Hiçbir sosyal etkinliğim yoktu. Öyle ki taraftarı olduğum Galatasaray’ın aldığı 2 avrupa kupasında bile çok sevinmemiştim. Maçlarını izlememiştim. Hayatım boyunca da gide gide 1 maça gittim. Gençlerbirliği – Adanaspor maçı. 6 – 0 yenmişti Gençler. Deniz vardı, Skoko vardı.. Hey hey… Ne yapmışın be baba…5 sene önce bir arkadaşımdan ödünç alığım Goal dergisiyle yavaş yavaş bir hareketlenme oldu. 3–4 ayda bir Goal alıyordum. Derken FourFourTwo çıktı. Onu daha sık almaya başladım. Sonra aynı arkadaştan bir de CM4 almıştım.( Gerçi o zaman Fm 05 de vardı ama. CM4 ilk gazı veren oyun olmuştu bana. ) Sonra Fm’ler devreye girdi.

