11 Haziran 2009 Perşembe

FUTBOLUN GÜZELLİKLERİ

video

10 Haziran 2009 Çarşamba

MAGİC:108 LAKERS:104

video

Orlando - Laker maçının kısa bir özeti. Orlando ilk defa finallerde kazandı. Hido 18 sayıyla oynadı. Her ne kadar Kobe'yi durduramasalar da bir önceki maçı şanssızlıkla kaybettikleri gibi bu maçıda şanslarıyla kazandılar. Devamını bekliyoruz....

MEHMET AURELİO ŞU AN KADIKÖY'DE


Sıradaki post tumspor.com'dan ...
Fenerbahçe dün transfer gündemini tek kelimeyle yaktı. Sambacı´nın menaceri ile masaya oturan yönetim, geri dönüş operasyonunu bitirmek üzere

“Aurelio Fenerbahçe’ye geri dönüyor” haberi dün gündeme bomba gibi düştü. Bir sezon önce Real Betis’e giderken, Sarı-Lacivertli yönetimle mahkemelik olan Sambacı’nın menaceri Bayram Tutumlu dün kulüpteydi. Hareketli bir gün geçiren yönetimin, Aurelio ile tekrar anlaşmaya çok yakın olduğu öğrenildi. Real Betis küme düştüğü için Fenerbahçe’nin İspanyollar’a bonservis bedeli ödemeyeceği bildirildi. Görüşmeler dün somutlaşmazken Aurelio'nun şu sıralarda Kadıköy'de olduğu öğrenildi. Mehmet Aurelio'nun bugün akşama kadar yönetimle tekrar görüşeceği ve eski formasını mutlaka giymek istediğıi www.tumspor.com'a gelen haberler arasında...

MEHMET TOPUZ FENERE İMZAYI ATTI


Fanatik'te Hakan Can imzalı habere göre Mehmet Topuz Beşiktaşın bonservis sorunununu çözememesi nedeniyle Fenerbahçe'yle anlaştı ve imzayı attı. Ayrıntılar şöyle....
Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında tarihi bir kapışmaya neden olan Mehmet Topuz´un transferinde flaş gelişme... Yıldız oyuncu, İstanbul´a gelen menaceri aracılığıyla bonservisini elinde bulunduran Sarı-Lacivertli kulübe imzayı attı. Beşiktaş ile anlaştı, bonservisini Fenerbahçe aldı, ortalık karıştı. Günlerdir transfer gündeminin zirvesinde yer alan Mehmet Topuz’da yine flaş bir gelişme var. Fenerbahçe’nin bonservisini almasının ardından, “Kesinlikle Fenerbahçe’ye gitmem. Ben Beşiktaşlıyım” gibi açıklamalar yapan genç yıldız, Siyah-Beyazlı yönetimin bonservis sorununu bir türlü çözememesi üzerine bunalıma girdi. Bir yıl boşta kalmak, ya da Kayserispor’a geri dönme ihtimalini göze alamayan Topuz, menaceri Hakan Şirin aracılığıyla Fenerbahçe’ye imzayı attı. Mehmet Topuz’un yakın çevresine, “O sert açıklamaları Beşiktaş Yönetimi’nin isteği üzerine yaptım. Beni çok zor durumda bıraktılar” diye dert yandığı öğrenildi. Fenerbahçe Yönetimi’nin Topuz’a imza attırmasına rağmen bu

işi bir süre daha saklayıp, resmi açıklama için ortalığın yatışmasını bekleyeceği ifade edildi.

8 Haziran 2009 Pazartesi

CAPTAİN TSUBASA V:3

video

5 Dakikaklık bu bölümde olanlar akıllara zarar verecek cinsten....bu videoyu izleyen Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören TSUBASA için yeni bir kavga başlatacaktır ve bu kez Tsubasa'nın Sarı lacivert formalı resimleri piyasaya düşecektir... Benden sölemesi, bu adamalrı bu blogdan uzak tutun...

MİSS 2010

7 Haziran 2009 Pazar

ŞİLİ - SOVYETLER MAÇI 21 KASIM 1973


970 yılı Şili için bir dönüm tarihidir. Unitad Popular cephesinin sosyalist lideri Allende seçimleri kazanmış, emek ve ulusal bağımsızlıktan yana radikal bir programı uygulamaya koymuştur. Şili’nin bakır ve kömür madenleri ile demir-çelik ve demiryolları gibi stratejik nitelikli sektörleri millileştirilir. Ford ve ITT’ye ait ulus ötesi tekellerin fabrikalarına el konulur. Ücretler arttırılır, geniş kapsamlı bir sosyal yardım programı başlatılır ve geniş kapsamlı bir toprak reformuyla topraksız köylülere toprak dağıtılır.

Ancak Amerika’nın “arka bahçesinde” filizlenmekte olan bu sosyalist dönüşüme karşıdevrim gecikmez. Amerikan İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) doğrudan yönlendiriciliğ inde bir dizi sabotaj ve toplumsal şiddet uygulamaya konulur. Sanayiciler, bankacılar, muhafazakâr bürokratlar ve üst dereceli subaylardan oluşan bir koalisyon, Allende hükümetinin kazanımlarına karşı şiddete başvurmaktan çekinmez. 11 Eylül 1973 sabahı Amerikan yönetiminin ve CIA’nın da desteğini arkasına alan General Augusto Pinochet, kendisine bağlı birliklerle başkanlık sarayını kuşatır ve hava kuvvetleri parlamentoyu bombalamaya başlar. Allende teslim olmayı reddeder ve yaşamına son verir.

11 Eylül’ü izleyen günler Şili’nin ilerici, yurtsever güçleri için baskı, tutuklanma ve işkence günleridir. Binlerce sosyalist, sendika lideri ve emekçi Estadio Nacional’da (Santiago Stadyumu’nda) hapsedilir. Stadyum kitlesel bir engizisyon mahkemesine dönüştürülmüştür. İşkence, baskı ve her türlü insanlık dışı şiddet General Pinochet’in askerleri tarafından planlı bir biçimde uygulamaya geçilir. Şilili ozan Victor Jara’nın bilekleri kesilir ve gitar çalmaya devam etmesi emredilir. İnsanlık dışı işkenceler Santiago Stadyumu’nun duvarlarını aşar ve tüm dünyada yankı bulur.

***

Darbeden yaklaşık iki buçuk ay sonra, 21 Kasım 1973’te Şili ulusal futbol takımı Dünya Kupası elemelerinde Sovyetler Birliği ile karşılaşacaktır. Sovyetler, binlerce yurtseverin işkence gördüğü Santiago Stadyumu’nda herhangi bir spor karşılaşmasına katılmayacağını bildirir ve FIFA’dan müsabakanın tarafsız bir sahaya alınmasını talep eder. 27 Ekim tarihinde Sovyet Futbol Federasyonu FIFA’ya şu telgrafı çeker:

“Şili’de faşist bir ayaklanma sonucunda yasal hükümetin devrilmiş olduğu ve ülkede kanlı bir terör ve baskı rejiminin hüküm sürdüğü herkesçe bilinmektedir. Santiago Stadyumu futbol müsabakası oynanabilecek bir mekân olmaktan çıkarılmış, Şilili yurtseverlerin işkence gördüğü bir toplama kampına dönüştürül- müştür. Sovyet sporcuları Şilili yurtseverlerin kanıyla bezenen bir stadyumda spor karşılaşmasına çıkmayı reddeder.”

Bu girişim üzerine FIFA Estadio Nacional’i incelemek üzere Şili’ye bir heyet gönderir. FIFA heyeti incelemeleri sonucunda “stadyumun çimlerinin futbol oynamaya elverişli; sahanın ölçülerinin teknik standartlara uygun ve seyircilerin tribünlerinin düzenli ve temiz” olduğuna dair bir rapor verir ve Santiago Stadyumu’nda “politik tutukluya rastlanmadığını, sadece hüviyetleri tespit edilememiş olan bazı şahısların alıkonulduğu”nu belirtir.

Sovyet takımı bu şartlar altında Şili’ye gitmez. Maç, saatinde başlatılır. Şilili forvet oyuncuları birkaç pasta Sovyet ceza sahasına girerler ve boş kaleye gollerini atarlar. Maç, santra yapılamadığı için bu tek golle sona erer: Şili 1 - Sovyetler 0.

Şili böylece 1974 Dünya Kupası’na katılır. Protestolar arasında oynanan grup maçlarında ev sahibi Batı Almanya’ya yenilir; Doğu Almanya ve Avustralya’yla beraber kalarak kupadan elenir.

Bu arada Şili ekonomisinin ve toplumsal yaşamının “serbest” piyasaya terk edilmesini amaçlayan muhafazakâr bir yapılandırma programı Şikago Üniversitesi’nde eğitim görmüş bir dizi teknokrat tarafından başlatılmıştır. Şili ekonomisi Şikago çocuklarının emrinde tarihte görülmemiş bir soygun ve talan dönemine kucak açar. Allende hükümetinin tüm reformları, sanayi ve tarım politikaları tersine çevrilir. Sendikalar ve köylü birlikleri acımasızca ezilir; millileştirilmiş sanayi ve madenlerle köylülere dağıtılmış olan topraklar büyük toprak sahiplerine geri verilir. Şili’de piyasa köktenciliği, politik terör ile birlikte kol kola girmiştir.

Futbol, kuşkusuz, sadece yirmi iki oyuncunun oynadığı ve doksan dakikadan ibaret bir oyun değildir.

MEHMET TOPUZ VE FİFA

Besiktas yonetiminin FIFA kurallarindan haberi yok herhalde. Transferle ilgili duzenlemelerin 18. maddesi 3.bolumu:
"A club intending to conclude a contract with a professional

must inform the player’s current club in writing before entering into

negotiations with him. A professional shall only be free to conclude

a contract with another club if his contract with his present club

has expired or is due to expire within six months. Any breach of this

provision shall be subject to appropriate sanctions."

Tabi, "appropriate sanctions" da aba altinda sopa gostermek oluyor... Bu sartlarda tahminim Topuz ilk yariyi Kayseri'de bitirir, somestr tatilinde de Istanbul'a gelir...

SPOR KİTAPLARI V:4


Barış Tut, saf bir sevginin yanında akıl ve vicdanın rehberliğinde bu işin içine daha derinlemesine dalmanın sonunun ne olacağını anlatıyor, Futbol Nedir ki adlı kitabında. Tutkuyla bağlandığı futbolun çevresindeki pislikleri gördükçe, bunalıp 33 yaşında kalp krizi geçirecek noktaya gelişini izliyoruz bu çalışmasında.

Barış Tut'un ikinci kitabı Futbol Nedir ki?. İlk kitabı Kocaman Bir Adam Aykut Kocamanın İstanbulsporda yaşadığı destansı olayların kaybolup gitmesine razı olmayışın ürünüydü. Futbol dünyasında nasırlaşmış yüreklere, daha çok şeytanlığa dönük akıllara ve daha bir yığın olumsuzluğa karşı bir haykırıştı o kitap. Elbette ki fazla bir yankısı olmadı. Biz, şu 70 milyonluk toplumdaki sayıları 1000'i bulmayan Kârhanedeki romantikler, Barış Tutun bu çalışmasına hayran kaldık. Fakat hepsi o kadar. Futbolu çok sevdikleri, yetmiyormuş gibi bildikleri, anladıkları söylenen milyonlarca vatandaşın bu kitaba da teveccühünü göremedik. Daha bunun gibi nice değerli kitaba asla aldırış etmedikleri gibi...

Barış Tut, İzmirde başlayan futbol sevgisinin zaman içinde nasıl geliştiğini ve yaşadıklarını anlatıyor bu küçük kitabında. Önce Karşıyaka taraftarlığı ve ardından Beşiktaşlılığa geçiş sürecine tanıklık ediyoruz. Bu alanda hem şiddetten uzak kalıp hem de önemli bir konum edinebilmeyi başarması ilginç. Futbol takımının deplasmanda olduğu haftalarda basketbol takımını desteklemek üzere tribündeki yerini mutlaka almak türünden bir bağlılığın yanında, futbolseverlik birinci sıradaki yerini hep koruyacaktır. Bu sebeple, Galatasaraylı arkadaşıyla sık sık Ali Sami Yenin yolunu tuttuğu da olur. Zaten başka yönlerden de, bilinen taraftar kavramı içinde görülemez o. Örneğin, hak edilmemiş bir şampiyonluğu asla istemez. Bunu, oyunun ruhuna aykırı bir kirlenme, bağışlanmaz bir suç olarak görür. Bu yüzden de tribünlerden uzaklaşması, modası geçmiş sevgiyi, kapalı kapılar ardında tek başına yaşamak zorunda kalması kaçınılmaz gibidir.

Cinayeti gördüm!

Bütün bu taraftarlık süreci içinde Barış Tutun başının bazı dertlere girmemiş olması gerçekten de ilginçtir. Beşiktaşlı mühendis Oktay Akdemir'in bir grup Galatasaraylı taraftarca öldürülmesinin tek tanığı oluşu ve bu konuda mahkemeye çıkmaktan kaçınmama yürekliliği, onu ciddi bir belanın eşiğine getirmiştir; ama çok şükür ki o konudaki tehditlerden de bir şey çıkmaz. Bir cinayeti bütün ayrıntılarıyla izledikten sonra yaşamınız eskisi gibi kalamaz. diye anlatır bu olayı ve ekler: Hele bu cinayet bir futbol karşılaşmasının sonrasında gerçekleşmişse, siz farkına varmasanız da, futbol tutkunuz bu başkalaşmadan payını fazlasıyla alır. Birkaç adım ötenizde, birkaç dakikada olup biten dehşetengiz bir şiddet gösterisi, insanlığınızdan utandırır. Duyduğunuz çaresizlik tüm kâinatı sarsacak denli uçsuzdur. (s.101)

Barış Tut, mesleğe girdikten sonra yeni birtakım sarsıntılar yaşayacaktır. Sıkı donanımı ve önemli nitelikleriyle, başkalarının çok uzun yıllarda gelmeyi hayal edebilecekleri görevleri birkaç yıla sığdırır. İşindeki başarısına karşın, gördüğü arızalara ve öteki yanlışlıklara karşı sessiz kalamayışı, sık sık bırakıp gitmek zorunda kalmasına yol açacaktır. Sonra futbola karışan eller boğazıma sarılmış gibi sıkıntı verdiler bana. (s.109) diye anlatır bütün bu olup bitenleri. Meslektaşlarının büyük bir bölümünün işlerini yapma biçimleri de onu şaşkına çevirecektir. Çünkü futbolumuzdaki şiddet ve öteki kötülükler tartışılırken hep yöneticiler ve taraftarlar ilk sıralara yazılmaktadır. Oysa bu konuda Ele verir talkını... tavrı içindeki spor basınının haline de ayna tutulması gereklidir. Bir hakemin, Seni bu maçta atacağım Tolga tehdidi ve bunu herkesin gözünün önünde uygulamaya koyabilmesi, yazarımızı dehşete düşürür. Futbol dünyasında birkaç yıl içinde tanık olduğu pisliklerin zirvelerinden biri olarak görür bu durumu. Oysa buna benzer şeyler hemen tüm spor yazarlarının bildiği, tanık olduğu; fakat pek de kulak asmadığı türden işlerdir. Çünkü bu memleket böyledir ve bu çarpıklıkları düzeltmeye bizim gücümüz yetmeyecektir.

Yazılmayanlar da az değil

Barış Tut, çok az ürünün bulunduğu bir alana katkıda bulunuyor. Murat Toklucu'nun Taraftarın Senle adlı nefis kitabının yanına konulabilecek türden değerli bir çalışma bu. Sayfa sayısı az; ama daha geniş bir alana bakıyor. Bu yönüyle biraz Memet Fuatın Tribünden Palavra Anılarına benzetilebilir. Ancak Barış'ın palavrayla işi yok. Hatta kitabın ciddiyet dozunun yüksekliği ya da biraz mizah eksikliği kendini duyuruyor. Bazı önemsenecek olayları birkaç küçük fırça darbeleriyle geçiyor Barış Tut. Oysa çok daha geniş yazabilirdi ve yazmalıydı. Çünkü bunlar hem yakın zaman diliminin olayları hem de Barış Tut'un yakından izleyebildiği gelişmeler. Örneğin, Beşiktaş tribünlerinin Pascal Nouma sevgisi, Siyah Beyazlı takımın 8 puan öndeyken şampiyonluğu yitirmesine yol açan olaylara bakış, 100. yıl şampiyonluğuyla ilgili gelişmeler, Alaattin Çakıcı bağlantısına kadar varan ilişkiler, 3 yıl için seçilmiş Serdar Bilgilinin 3 ay içinde görevi bırakıp sadece Beşiktaştan değil, spor dünyasından uzaklaşması gibi gelişmeler üzerinde yazarımızın söyleyeceği çok şey olabilirdi. Yazmak istememişse bir nedeni vardır, diyelim. Sanki bir an önce bitirmek istemiş kitabını... İkinci baskı için küçük bir ricamızdır, onu da söyleyeyim. Bu bir hesaplaşma kitabı filan da değil. Birilerini suçlayıp kendini de bu yolla temize çıkarmak gibi bir derdi yok yazarın. Sadece pek görmek istemediğimiz, hele yüzleşmeye hiç mi hiç cesaretimizin olmadığı bazı gerçekleri getirip koyuyor önümüze.

ULAN BEN DE DİYORUM KİME BENZİYOSUN YAHU...


MEHMET TOPUZ'UN TRANSFER GELİŞMELERİ ÇIKMAZINDAN SONRA SAYIN BAŞKANIN SON HALİ....