3 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray vs P'naikos

UEFA Avrupa Ligi'nde 5. fikstür bu gece oynancak olan maçlarla tamamlanıcak.Dün oynanan maçta temsilcimiz Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlunda 2-1 kaybettigi Twente'yi Hollanda'da Lugano'nun gölüyle geçip gruptan çıkmayı garantiledi.Galatasaray ise Yunanistan'da 3-1 yendiği Panathinaikos'u Ali Sami Yen'de ağırlıyacak.Bu maç grup liderligi açısından büyük önem taşıyor.Bursaspor karşısında Arda Turan'ı 2 stoperin arasına koyup etkisiz hale getiren rijkaard-neeskens ikilisi; orta sahanın göbeginde yaratıcılıktan uzak isimlere de dakikalarca katlanıp Elano'yu yanında oturtmayı tercih etmişti.Galatasaray bu maçta nasıl bir taktikle sahaya çıkcak merak ediyorum gerçekten.Hıncal Uluç gibi bu adamlar futboldan anlamıyorlar diyecek kadar vasat ötesi bir tablo görmüyorum (çok degil bir kaç ay önce sadece Neeskens bile Super Lig'deki her takımı yönetebilcek kapasitede sözleri de kendisine aittir) ama Neeskens kadar da olumlu bakamıyorum zira kendisi bursa maçından sonra kötü oynamadıklarını iddaa etmişti organize atak yapmayan, sene başında ki üretici görüntüsünden çok uzak olan bir takım nasıl oluyor da bu hale geliyor anlamak güç?

Galatasaray'da tercüman sorunu olduğunu düşünüyorum flemenkçe bilen birini neden getirmiyor türkiye'nin en büyük klüplerinden biri ?

Baros'un sakatlığı Elano ve Keita'nın formsuz olması etkenler olabilir ama asıl sorun orta sahanın göbegindeki isimlerde..
Rijkaard Barcelona'da aynı taktikle ispanya ve şampiyonlar ligi şampiyonlugu yaşamıştı ama o takımın orta sahasında xavi ve iniesta vardı oyunu 2 yönlü oynuyan oyuncular bunları hepiniz biliyorsunuz.Birde şuan ki tabloya baktıgımızda;
Galatasaray maçlarını izlemek işkence oldu adeta benim için çaresizligi görüyorum sahada..
Rakip farketmiyor şimdi kısaca Galatasaray maçlarını özetlemek gerekirse; leo franco kısa pasla topu oyuna sokuyor gökhan yada servet topu beklere yada önündeki ortasahalara veriyorlar buraya kadar herşey yerinde taktik çerçevesinde, beklerden sabri ve düşüşteki hakan genelde havadan uzun paslar atarak %70 topu kaybetmeyi göze alıyorlar Galatasaray'ın bir pivot forveti olmadıgı için de kaybediyorlar diger seçenekdeki isimler barış özbek, mehmet topal ve mustafa sarp ise aldıgı topu eger rakip basıyorsa hemen geri veriyor, topu alıp dönmek gibi bi yaratıcılıkları yok onu yapabilcek 2 isimde yedek (elano ve ayhan) böyle olunca da çaresiz ne yapacagını bilmez bir takım izliyoruz bence rijkaard-neeskens ikilisi bu soruna çözüm bulursa galatasaray eski temposunu yakalar.
Ayrıca bir parantezde Keita'ya açmak istiyorum; sene başındaki performansından uzak ama sene başında topu çeviren bir anda atagın yönünü degiştiren bir galatasaray vardı bunu hızlı yapınca da keita rahat toplar alabiliyordu dikkat edin beşiktaş maçından sonra hiç bir maçta keitanın önüne dogru top dahi atılmadı hep sırtı kaleye dönük arkasında ona markaj yapan adamla birlikte topla buluştu bu durumda yapabilcekleri de kısıtlı zaten galatasarayı analiz eden rakipler galatasaray kanatlarındaki isimlere iki kişiyle kademe yapıyor (bkz. Fenerbahçe- Galatasaray maçı) ve Galatasaray'ı kolaylıkla etkisiz hale getiriyorlar..
Rijkaard'ın eleştirdigim yönleri ligde rakibi iyi analiz etmemesi fenerbahçe derbisinde emre ve alexe önlem alma geregi bile duymadı gerçekten anlam veremedim M.Denizli'nin fenerbahçeyi yenmek için yaptıgı tek şey ise ernst ile emre, fink ile alexi kilitlemesi..
Diğer bi yönü ise kamp yapmaması, takımı kampa almaması,
Feldkamp döneminde kaybedilen maçlardan sonra takım topluca floryada maçı neden kaybettigini konuşurdu, liderligi teptigi manisa maçından sonra ise bazı futbolcular kendi özel araçlarıyla stattan ayrılıyorlar.Disiplin konusunda taviz veriyor.
Yönetimin bu duruma el koyması gerek bence..
Guardiola'nın barcelonaya kattıgı tek şey disiplin meyvelerini de görüyoruz..
Rijkaard'ın biraz özeleştri yapması gerekiyor onun futbol bilgisine saygım sonsuz zira "Ben ders almam, ders veririm" gibisinden bir zihniyete sahipse hollandalı da,sonunu biliyoruz..

7 Ekim 2009 Çarşamba

KOMEDİ DEVAM EDİYOR (!)


Komedi devam ediyor...
Herşey gözünün önünde olup, biterken; "bilader, sen ne yapıyorsun, küme düşersin, şaşarsın" demeyen federasyonun, orada ne işi olduğu belli olmayan beskotbolcu başkanvekili açıkladı;
-- Ankaraspor'un bu sezon oynadığı 4 maç, 3-0 rakiplerinin lehine tescil edilmesine;
Cahilliğime verin; zaten tescil edilmiş maç sonuçları mükerrer tescil edilebilir mi? Bu maçlar kurallara, statüye ve bir cümle yönetmeliğe uygun oynanıp, sonuçlanmadı mı?
-- Bu 4 maçta atılan gollerin, gol krallığı sıralamasında dikkate alınmasına;
Allah allah; maçlar hem var, hem yok... gol var, sonuç yok... gol atan futbolculara yazık olmasın, takımlara ne olursa olsun...
-- Bu müsabakalarda futbolcuların gördükleri sarı ve kırmızı kartların, disiplin ihlalleri ile alınan cezaların geçerli sayılmasına,
OYNANMAYAN 5. hafta müsabakasının, rakip takım mensuplarının müsabaka sayısı ile belirtilen cezalarının infazı hesabında geçerli sayılmasına,
Say what? oynanmayan maçta ceza infazı... maç yine hem var, hem yok... hem neden sadece beşinci hafta da altıncı, yedinci değil?
Oynayan adam ceza alıyor, oynamayan affediliyor, what's this?

5 Ekim 2009 Pazartesi

Galatasaray Raporu

Dün alınan sonuçtan sonra Galatasaray'ın bu skoru almasının sebebi zihinlerimizi meşgul etti..Aslında istatistiklerden yardım aldıgımızda Galatasaray bu sezon boyunca rakibe kolay pozisyon veren yapısını fark edebiliyorduk.Ama taraftarı ve hoca emindi Galatasaray 4 yese 5 atıcak güçteydi.Hücum hattındaki isimlerin performansı da bu durumu destekliyordu.Galatasaray'ın özellikle son dönemde oynadıgı maçlarda örnek vermek gerekirse panathinaikos maçında Galatasaray 5 ciddi gol tehlikesi yakaladıysa rakibi 7-8 tane yakalamıştı.Bu durum diger maçlarda da bu şekilde devam etti ve lastik ankarada patladı.Bunu cogumuz analiz etmişizdir fakat sebebi neydi?

Bence Galatasaray dün 60.dakikaya kadar buldugu pozisyonları degerlendirebilseydi sahadan farklı galip ayrılabilirdi ama olmadı.Galatasaray'ın orta sahasının göbegindeki isimler düşüşte.Mustafa Sarp takımı taşıyan isim bursadan sonra Galatasarayın temposuna ancak bu kadar dayanabildi.mehmet topal form tutumadı ayhan yeni yeni toparlıyor barış yok ortalarda linderoth'u saymıyorum bile.Defanstaki eksikleri dile getirip daha fazla laf kalabalıgı yapmak istemiyorum.Rakibe baskı kurup gol atabilmek adına orta saha çizgisi üzerine kurulan defans çizgisi oyunu tam bir rus ruletine çevirdi sarı kırmızılılar açısından ya yiyeceklerdi yada atacaklardı.Formsuz orta sahası sonucunda şansı yaver gitmedi ve yediler.Gözler saha kenarına ve hollandalıya çevirildi ama Rijkard'ın takım geriye düştügünde uygulayacagı bir planı yoktu sadece sahadaki isimler degiştiriyordu ve öyle yaptı.Lakin bizim yazılı ve görsel basınımız kaos ortamı, istifa ve transferle beslendiginden hazırdılar kara tablo çizmeye ki eminim bugun çizilmiştir kara tablolar dün gece telegolde yerden yere vurulmuştur takım bence Galatasaray toparlayacaktır.Bu ligde fenerbahçe ile birlikte şampiyonluga da oynucaktır.Rijkard sistemini oturana kadar Galatasaray orta sahası yorgun düştükce Galatasaray 4ler 5 ler de yiyecektir.İlk Fatih Terim döneminde de yine beklenmedik farklı yenilgiler alınmıştı.Kimse bana fenerbahçe güzel futbol oynuyor demesin geçen hafta antalyada yenilen gölü halı sahada yemiyoruz.ibb,manisa,diyarbakır,bursa maçlarını düşünmek yeterli.Bu haftaya kadar oynadıkları diger maçlarda yendikleri rakipler de denizli ve sivas puan tablosunun en altına bakın görüceksiniz.Galatasaray'ın ki kadar fenerbahçenin eksigi olsa cok daha kötü sonuçlar alırdı.
Lig maratonu uzun önümüzdeki maçlara bakalım.

28 Ağustos 2009 Cuma

ROMA - KOSİCE 7-1

Tamam arada büyük bir fark olabilir.İlk maçta deplasmanda 3-3 berabere de kalmış olabilirsin.
Maç sonu skoruna da sözüm yok. Maçın hakemi Selçuk Dereli'de olabilir ama kardeşim bu nedir daha 18. dk'da 5-0 'lık sonuç. 8. dkda 3 gol 18 de 5 gol atarak abarttı Roma takımı.
Tabi işin ilginç yanı tarihlerinin en ağır Avrupa Kupası skoruyla aynı olması galiba.... (bkz: ManU - Roma)
Roma [7 - 1] Kosice
01' [1 - 0] Totti
06' [2 - 0] Totti
08' [3 - 0] Guberti
17' [4 - 0] Cerci
18' [5 - 0] Menez
38' [5 - 1] Novak
70' [6 - 1] Riise
86' [7 - 1] Totti

TABATA BEŞİKTAŞ'TA


Gündüz saatlerinde Delgado'nun sözleşmesini ocak ayına kadar donduran Beşiktaş Tabata'ya imza attırdı.
Gelen ilk bilgilere göre 8 milyon euro civarında bir bonservis verilecekmiş. Ayrıca Tabata'ya 1.3 Milyon euro'dan 3 yıllık sözleşme imzalatılmış.
Beşiktaş için hayırlısı olsun.
Ayrıntılar yarına kadar belli olur heralde...

BİLETLER 55 LİRA


18 Ağustos 2009 Salı

BANK ASYA YABANCI RAPORU



Türkiye Futbol Federasyonu'nun (TFF) Bank Asya 1. Lig'deki yabancı futbolcu transferini geçen sezon yeniden düzenlemesinin ardından 2008-2009 sezonunda 11 takımda 26 yabancı oyuncu forma giymişti.

Bank Asya 1. Lig'e bu yıl yükselen Bucaspor ve Mersin İdmanyurdu'nun yanı sıra Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ve Samsunspor, şu ana kadar yabancı oyuncu transfer etmedi.

Geçen sezon Turkcell Süper Lig'den düşen Konyaspor Kaue ve Poljac'ı, Kocaelispor da Azeri futbolcusu Ramal Hüseyinov'u bu sene kadrosunda tutmayı tercih etti.

Süper Lig'den iki sezon önce düşen Çaykur Rizespor da geçen sene olduğu gibi Brezilyalı oyuncusu Ribeiro'u kadrosunda tuttu.

Adanaspor, Altay ve Kayseri Erciyesspor, geçen sezon kadrolarında bulunan yabancı oyuncularla yola devam ederken, Boluspor'dan Gilman Lika, Hacettepe'den Daniel Addo, Kardemir Karabükspor'dan Emenike ve Mawanda, Karşıyaka'dan Tisdell, Kartalspor'dan Shaibu Yakubu ve Vitali Kovalyov, Kocaelispor'dan Ramal Hüseyinov ile Orduspor'un yeni transferi Vargas ilk defa bu sezon Bank Asya 1. Lig'de mücadele edecek.

Bank Asya 1. Lig takımlarında Kamerunlu ve Brezilyalı 4'er futbolcunun yanı sıra Gana (3), Bolivya, Azerbaycan (2), Arjantin, Arnavutluk, Senegal, Nijerya, Uganda, Liberya, Kazakistan, Norveç'ten (1) oyuncu bulunuyor.

Yabancı kontenjanı boş olan takımlardan bazıları, hala yabancı futbolcuları denemeye devam ediyor.

TFF, 2008-2009 sezonundan itibaren uygulanmak üzere Bank Asya 1. Lig'deki kulüplerin 1 Ocak 1987 ve daha sonra doğmuş olmaları koşuluyla 2 yabancı uyruklu futbolcunun yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan vatandaşı olan en fazla 2 futbolcu ile sözleşme imzalayabilmesine izin vermişti.
Bank Asya 1. Lig'deki takımların kadrolarında yer alan yabancı futbolcular şöyle:

Adanaspor-Marc Kibong Mbamba- Kamerun-21-Serges Flavier Mbilla- Kamerun-21
Altay-Tiago Queiroz Bezerra -Brezilya -22 Jorge Emanuel Molina-Arjantin-22
BolusporGilman Lika-Arnavutluk-22-
Çaykur Rizespor-Elionar Nascimento Ribeiro-Brezilya-27-Abdoulaye Diakhate-Senegal-21-
Çanakkale Dardanelspor-Diallo Babacar-Fransa-20-Mendy Charles Thomas-Fransa-21
Giresunspor-Ricardo Pedriel-Bolivya-22 -Fabiano Monteiro De Oliveria-Brezilya-22
Hacettepe-Daniel Addo-Gana-22
Kardemir Karabükspor-Emmanuel Chinenye Emenike-Nijerya-22Hassan Mawanda Wasswa-Uganda-21
Karşıyaka-Tonia D. Tisdell-Liberya-17
Kartalspor-Shaibu Yakubu-Gana-23-Vitali Kovalyov-Azerbaycan-32-Ali Aliyev-Kazakistan-29
Kayseri Erciyesspor-Severin Brice Bikoko-Kamerun-21 -Emmanuel Njock Mangoung-Kamerun-22
Kocaelispor-Ramal Hüseyinov-Azerbaycan-25
Konyaspor-Kaue Caetano Da Silva-Brezilya-26-Branimir Poljac-Norveç-25-
Orduspor-Carlos Eduardo Vargas Menacho-Bolivya-22-Jerry Akaminko-Gana-21

14 Ağustos 2009 Cuma

YAZIN 25 BÜYÜK TRANSFERİ

Ronaldo - M. United- Real Madrid 94 m
İbrahimovic - İnter - Barcelona 68 m
Kaka - Milan - Real Madrid 65 m
Alonso -Liverpool - Real Madrid 35.4 m
Benzema- Lyon- Real Madrid 35 m
M. Gomez- Stutgart - bayern 30 m
Tevez -Corinthians - M. City 29 m
Adebayor - Arsenal - M.city 29 m
Melo - Fiorentina - juventus 25 m
Milito -Genoa - İnter 25 m
Diego -W. Bremen - Juventus 24.5 m
Lisandro -Porto - Lyon 24 m
Santa Cruz- Blackburn - M. City 21,2 m
Zhirkov- CSKA - Chelsea 21 m
Glen Johnson -Portshmouth - Liverpool 20,5 m
Zarate - Al Sadd- Lazio 20 m
Aquliani - Roma - Liverpool 20 m
Eto'o - Barcelona -İnter 20 m
Valencia- Wigan - M. United 18,9 m
Toure - Arsenal - M.Ciity 18.7 m
Lucho - Porto - Marsilya 18 m
Bastos - Lille - Lyon 18 m
Quagliarella -Udinese - Napoli 16 m
Gourcuff - Milan - Bordeux 15 m
Oliviera - Betis - Al Jezira 15 m

30 Temmuz 2009 Perşembe

EDİRNE ÖTESİ HEZİMETLER........

* resmi büyütmek için üzerine tıklayınız..
Son yıllarda özellikle Galatasaray'ın ve Zico döneminde Avrupa'da elde ettiğimiz başarılara rağmen Avrupa Kupalarında öncesinde aldığımz çok büyük hezimetler var. Sivas'ın salı günü aldığı hezimetin ardından böyle bir geçmişi yazma yazısı hasıl oldu.
Beşiktaş'ın Liverpool karşısında iki sezon önce yaşadığı 8-0'lık yenilgi, Türkiye'de futbolun yeni yeni profesyonelleştiği 1960'lı yıllardan bu yana uğranılan en ağır hezimet olarak geçmişti tarihe. O yıllarda iki İzmir takımı Altay ve Göztepe, hakiki hezimetler görmüşlerdi deplasmanlarda. Örneğin Altay, İtalya'da Roma'ya 10-1 mağlup olmuş.
Hemşehrisi Göztepe ise Almanya'da 1860 Münih'e 9-1... Yetmişli yıllarda da hayli hayal kırıklığı bulunuyor; seksenlerde sadece uğursuz bir 85-86 sezonu var aslında. 90'lı yıllarda ise 92 ile 99 arasında bir boşluk dönemi göze çarpıyor. Tam da Türk Milli Takımı'nın çıkış sürecinin başlangıç safhasıyla birlikte, yani bu olumlu bir boşluk. Ancak tam futbolda çağ atladık dediğimiz 2000 sonrasında bile listeye dahil olan maçları da izledik.

Hüsranların bir diğer ilginç özelliği ise genelde rövanş ya da ilk maçlarda iyi sonuçlar alınması. Şöyle ki, Göztepe 9-1 kaybettiği 1860 Münih maçından önce rakibini İzmir'de 2-1 yenmiş. Eskişehirspor, Twente'yi 3-2; F.Bahçe Sigma Olomuc'u 1-0; yine F.Bahçe 1-6'dan önce PSV'yi 2-1; Beşiktaş Diosgyor'u 2-0; Barcelona'yı 3-0; Liverpool'u 2-1; Trabzonspor Barcelona'yı 1-0, Orduspor ise Banik'i 2-0 devirmeyi başarmış. F.Bahçe 7-0'ın rövanşında Benfica'yı 1-0; Adanaspor ise 5-0'ın rövanşında Salzburg'u 2-0'la geçmiş. Galatasaray'ın B.Münih, Beşiktaş'ın Leeds, Denizlispor'unsa Porto ile berabere kaldıklarını da görüyoruz fiyasko öncesi ya da sonrasındaki müsabakada. Beşiktaş, 8-0 öncesinde Liverpool'u 2-1 yenmeyi başarmıştı mesela...

Türk takımlarının Avrupa kupalarında asgari 5 fark yediği müsabaka sayısı 23 ve en fazla hezimete uğrayan takım olarak Beşiktaş görünüyor. Kara Kartallar 3'ü Şampiyonlar Ligi'nde ve son 7 yılda olmak üzere 5 defa sahadan hezimetle ayrılmış. Onu 3'er yenilgi ile Galatasaray ve Fenerbahçe takip ediyor. Adanaspor'un yine 2 tane çok farklı mağlubiyeti var. Diğerleri ise 10 takım tarafından birer kez ile paylaşılmış.

Netice itibarıyla futbolun içinde kaybetmek ve hatta bazen de çok farklı kaybetmek var. Bu gibi durumlar yalnızca bizim başımıza gelmiyor. Galiba önemli olan düştükten sonra da kalkabilmek; her ne kadar tarih değişmiyor olsa bile!

23 Temmuz 2009 Perşembe

FENERBAHÇE'DE FORMA NUMARALARI


1 - Volkan Demirel
19 - Önder Turacı
10 - Alex de Souza
21 - Selçuk Şahin
23 - Semih Şentürk
24 - Deniz Barış
25 - Uğur Boral
17 - Ali Bilgin
8 - Kazım Kazım
4 - Edu
99 - Deivid de Souza
3 - Roberto Carlos
6 - Gökçek Vederson
77 - Gökhan Gönül
88 - Volkan Babacan
89 - Fehmi Mert Günok
9- Daniel Güiza
5 - Emre Belözoğlu
18 - Abdülkadir Kayalı
20 - Özer Hurmacı
66 - Mehmet Topuz
58 - Bilica
15 - Bekir İrtegün
34 - Alper Piliç
67 - Onur Karakabak
64 - Furkan Aydın
22 - Mahmut Ertuğrul Taşkıran

BOLOGNA SATILIYOR!


Seria A'da Sensi Ailesi Roma'yı satmaya çalışadursun elini çabuk tutan Arnavut işadamı RezartTaçi Bologna kulubünü satın aldı. Kulup hisselerinin % 80ini satın alan Taçi Oil şirketinin sahibi Arnavut işadamı 3 ağustosta kulubün resmen yeni sahibi olacak. Kulube ise 20 milyon euro ödeyerek sahip olan Taçi biraz geç kalmış görünüyor. Piyasanın kavrulduğu bugünlerde bakalım Taçi Bolona'ya kimleri getirecek.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

BATUHAN ANTEP'TE


Beşiktaşın asi genci Batuhan Karadeniz sürpriz bir şekilde Gaziantep'e imza attı. Daha önce Eskişehir'in devam etmek istediği ve sabah Sadri Şener'in Trabzona getirmek için uğraştığı yönünde haberler geliyordu. Ancak Gaziantep başkanı İbrahim Kızıl Batuhanı 1 yıllığına kiraladıklarını açıkladı.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

VEDAT OKYAR


Orhan Şengürbüz'ün ardından kanser tedavisi gören Vedat Okyar da hayatını kaybetti.

10 Temmuz 2009 Cuma

Beleş Çayın Peşinde; ŞENOL,BİROL,GOOL!


Metin Oktayın yeşil çam hamlesinden sonra, Fenerbahçe de boş durmamış, zamanında BJK den transfer ettiği yıldızlarıyla Yeşil Çam’a giriş yapmış.ŞENOL ve BİROL ile…
Zamanında tribünleri Şenol-Birol- GOOOL diye inleten bu iki futbolcuya, adlarına ithaf edilen sözler eşliğinde film çekilmişti…Daha doğrusu Çekilmiş…
Kadıköyde, akşam üstleri günün yorgunluğunu atmak için uğradığımız Can ağabeyimizin kahvesinde, denize karşı orta kahvelerimizi içerken sohbet, tabiî ki de futboldu.Zenginin parası, züğürdün çenesini yorar atasözüne mütakiben, söz türlü oyuncular etrafında bir süre döndükten sonra, Batistuta ve Totti karşılaştırmasında kimin daha ağır bastığını tartışmayı yeni bitirmiştik ki, ağzımdan çıkan son cümle BATUGOL, oldu….Can ağabeyimiz, gol kelimesinin sadece; Şenol ve birol isimlerinden sonra kullanılması gerektiğini savundu. Kısa bir sessizlikten sonra yanımızdan uzaklaştı. 5 dakika sonra yanımıza dönerken elinde eski bir cd ve artık kimsenin kullanmadığını düşündüğüm büyük video kasediyle geri döndü…Fatma Girik ve Şenol-Birol ikilisinin filmini işte o an gördüm, farkına vardım ve öğrenmiş oldum.
Alın, izleyin…daha sonra da bulabilirseniz gollerini izleyin bu adamların…Sonra siz karar verin Batugol mü? Yoksa Şenol-Birol Gol mü?
Cd’yi alıp kafeden uzaklaşırken içimde garip bir heyecan vardı.Sanki tarihi sırları elimde taşıyordum. Ve kimsenin görmediği bir sürü futbol sahnesi görecektim..Ama nafile pek de güzel olmayan bir filmi izlemiştim gece boyunca…bu sözleri ertesi gün Can abiye söyleyince azarı da işittik tabi.
-Lan olum size boş yere mi çay içiriyorum ben, hiç mi bilinçlenmiyorsunuz siz ? diyerek cd yi aldı elimden ve kahvenin televizyonunda filmi izlemeye başladık.Sık sık durdurarak ve ara bilgilendirmelerden nasiplenerek….
- Bak işte şu adam Şükrü.
-Abi Şükrü kim? Bakışları ...
-Tabi sen Şükrüyüde bilmezsin şimdi. Şükrü Binand be olum…
- Ahaaaa, bak bu da Ogün…
-Tamam abi Ogün ağabeyimizi biliyorum…
GOL filmini izleyenler çok iyi bilir bu duyguyu…Filmin ortasında Beckham’ı, Zidane’yi, Raul’ü , İlker’i görmek nasıl heyecanlandırıyorsa bizi Can ağabeyi de öyle heyecanlandırıyor Ogün’ü Şükrü’yü görmek…
Filmden sonra, Metin Oktay’ın filmini konuşuyoruz…Muhabbet illaki eski rekabetlere, eski tribünlere, eski saygı ve sevgiye geliyor…Hüzünleniyor hatta kızıyor... Bu adamlar birbirine rakipken, aynı evde yaşar, aynı ayakkabıları giyerlerdi…Can Bartu sarı kırmızılı formayı, Metin Oktay sarı lacivert formayı giyip jübile maçında top oynamışlardı zamanında…
İçimden, ah be abim, onlar eskidendi, şimdi böyle şeyler keyif vermez ki diyesim geliyor ama susuyorum. Şimdiyle eskiyi karşılaştırmak çok yanlış olur.Şartlar katiyen aynı değilken, Futbol katiyen aynı değilken, toplum katiyen farklıyken eskiye nazaran, eskiyi özlemek gereksiz be abim, şimdinin tadını çıkar…diyesim geliyor ama yine susuyorum…He abim, haklısın abim diyerek beleş çayın yalakalığını yapıyorum…
O değil de, Can abi, Fener Ardayı alacakmış diyolar diyorum….
Ne işi var ardanın bizde, bize Fener Ruhunu taşıyacak adamlar lazım diyor.
Mehmet topuz gibi mi diyorum….
Hem bana, hem topuza, hem aziz yıldırıma arada da ardaya küfürü basıyor.Demek ki diyorum, eskiyi özlemek de laftaymış…hesabı alalım biz abi..
Hadi len 2 çayın ne hesabıymış, güle güleeee diyerek uğurluyor bizi.
-Oh my god! Çaylar yine beleş……

8 Temmuz 2009 Çarşamba

FUTBOL SEVGİSİ!


Gözlerimi sıkı sıkı kapatmışım.Henüz lise yıllarında olmanın verdiği körpelikle kıza doğru yavaş ama emin adımlarla ilerliyorum.İnsan yaşadıkça hem yüreği, hem duyguları kirleniyor, bunu şimdi anlıyorum.O an aklımda sadece sevdiğim kıza; bir kaç kelime söyleyebilmek var. Terleyen avuç içleri,kuruyan dudaklar, inanılmaz bir karın ağrısı ve yerinden çıkacakmış gibi atan bir kalp...Bu anı herkes yaşamıştır...

Aradan yıllar geçİyor, üzerime takımımın formasını geçiriyorum ve uğurlu pantolonumu altıma giyiyorum.Dünya umrumda değil, gözüm sürekli saatte.Maça 6 saat var....maça 4 saat var..maça 2 saat var...bir an önce saatlerin tükenmesini, maç saatinin gelmesini ve stadda yerimi almayı istiyorum. Futbol sevgisi farklıdır.Kötü düşünmek istemiyorum bu satırları yazarken. O yüzden girişi sevgili muhabbetiyle açtım.Her maç günü yaşadığım heyecan, stada yaklaştıkça artan kalp atışları işte aynı ilk sevgiliyle konuşma anı gibi geliyor bana...

Birbirine yabancı onbinlerce insan tek bir şey uğruna biraraya geliyor.FUTBOL SEVGİSİ...

İçlerinde barındırdıkları farklı duygular, akıllarından geçen farklı olgular, kalbi kırıklar, kalp kıranlar, zenginler, fakirler, öğrenciler, işçiler, memurlar, boş gezenler, sevgilisinden ayrılanlar, işten kovulanlar, iş kuranlar, yeni evliler, baba olanlar, anne adayları....Her türlü insan, her türlü farkındalıkla stadlara, komşulara, arkdaşlara, kafelere, televizyon başlarına, radyolara ve hatta cep telefounundan gelen mesajlara kitleniyor.Futbol Sevgisi o an her şeyin üstüne çıkıyor. O gün dünya umrunda olmuyor insanın.Tek odak noktası futbol oluyor...

Böyle durumlarda, kendimizi bir futbol aşığı olarak görmekten uzaklaştığımız zamanlarda olmuyor değil. FUTBOL'U unutup, takımımıza yoğunlaştığımızda, kendimizi takımın sahibi sandığımız oluyor. Küfürler, yuhalamalar, insanlıktan çıkmalar boy göstermeye başlıyor.Benim hiç bir hakkım yokken, sahada futbol oynamaya çalışan insanlara küfür etmeye başlıyorum...SAÇMA! Kitleler halinde birbirimizi tetikliyoruz, 3-5 derken önce küçük gruplar, daha sonra tüm tribünler tek bir ağızdan küfür etmeye başlıyoruz...Herkesin bir anneden çıktığını unutup, Eş, kızkardeş, arkadaş hatta çocuklarına ne hakla olduğu bilinmez küfürler etmeye başlıyoruz.ÖZÜR DİLİYORUM! kendi adıma, bu güne kadar ettiğim tüm küfürlerden, hem kendi takımıma hem rakip olan herkese...Düşünüyorum şimdi de, sadece eğlenmek için gittiğim maçlarda, marşlar, şarkılar söyleyip, bayraklar salladığım maçlarda futboldan zevk alıyorum.Neticeyi umursamıyorum....Sahip olduğum Futbol Aşkıyla bütünleşebiliyorum.Sevgilinle sevişmek gibi bişey bu.Tamamen doğal ve insanın sevgisine sevgi katan.Oysa küfürler, kavgalar, yuhalamalar protestolarla dolu bir maçtan sonra bir hafta kendime gelemiyorum.Ettiğim küfürlerden utanıyorum.Rakip takımı tutan annemin babamın, arkadaşlarımın yüzüne bakamıyorum...

Futbol kocaman bir aşk benim içimde,gittikçe büyüyen bir sevgi...Olumsuz yönde çoğalım göstermemesi için uğraşıyorum.Çünkü ben her şeyi sadece futbol izlerken unutabiliyorum.Bu yazıyı okuyuyan veya okumayan binlerce kişiyle tek bir ortak paydada bir araya geldiğimizde, şarkılar marşlar söylemek istiyorum...Beni benden alıp huzur dolu dünyalara götüren FUTBOL, inan ki SENİ ÇOK SEVİYORUM!

15 Haziran 2009 Pazartesi

Dİ Mİ ERDOĞAN?

Dk 58 abd - italya maçı
Guiseppe Rossi oyuna girer. Orta sahada topu kapar 15 metre topu sürer ve uzaklardan vurur Allah ne verdiyse... Top ağlarda Ömer Üründül ve Erdoğan Arıkan sıkıntıdan patladıkları bi anda coşarlar.
E.A.: Rossi oyuna girer girmez golünü atıyor. Bundan sonra İtalya'da bende varım diyor.
Ö.Ü.: Yani Erdoğan bence Lippi çok büyük tecrübeli bir hoca. İlk yarı o kötü görüntüden sonra hala ikinci yarıya o kötü takımla çıkar benim aklım almıyor. Di mi Erdoğan....
5 saniyelik sessizlik...
E.A.: Evet Rossi gerçekten çok güzel bir gol atıyor. Tim Howard'ın bu topu çıkarması zor du değil mi Ömer Abi....
*** Bu arada bu sinek vızıltısı sesi insana kumanda kırdırır.

11 Haziran 2009 Perşembe

FUTBOLUN GÜZELLİKLERİ

10 Haziran 2009 Çarşamba

MAGİC:108 LAKERS:104



Orlando - Laker maçının kısa bir özeti. Orlando ilk defa finallerde kazandı. Hido 18 sayıyla oynadı. Her ne kadar Kobe'yi durduramasalar da bir önceki maçı şanssızlıkla kaybettikleri gibi bu maçıda şanslarıyla kazandılar. Devamını bekliyoruz....

MEHMET AURELİO ŞU AN KADIKÖY'DE


Sıradaki post tumspor.com'dan ...
Fenerbahçe dün transfer gündemini tek kelimeyle yaktı. Sambacı´nın menaceri ile masaya oturan yönetim, geri dönüş operasyonunu bitirmek üzere

“Aurelio Fenerbahçe’ye geri dönüyor” haberi dün gündeme bomba gibi düştü. Bir sezon önce Real Betis’e giderken, Sarı-Lacivertli yönetimle mahkemelik olan Sambacı’nın menaceri Bayram Tutumlu dün kulüpteydi. Hareketli bir gün geçiren yönetimin, Aurelio ile tekrar anlaşmaya çok yakın olduğu öğrenildi. Real Betis küme düştüğü için Fenerbahçe’nin İspanyollar’a bonservis bedeli ödemeyeceği bildirildi. Görüşmeler dün somutlaşmazken Aurelio'nun şu sıralarda Kadıköy'de olduğu öğrenildi. Mehmet Aurelio'nun bugün akşama kadar yönetimle tekrar görüşeceği ve eski formasını mutlaka giymek istediğıi www.tumspor.com'a gelen haberler arasında...

MEHMET TOPUZ FENERE İMZAYI ATTI


Fanatik'te Hakan Can imzalı habere göre Mehmet Topuz Beşiktaşın bonservis sorunununu çözememesi nedeniyle Fenerbahçe'yle anlaştı ve imzayı attı. Ayrıntılar şöyle....
Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında tarihi bir kapışmaya neden olan Mehmet Topuz´un transferinde flaş gelişme... Yıldız oyuncu, İstanbul´a gelen menaceri aracılığıyla bonservisini elinde bulunduran Sarı-Lacivertli kulübe imzayı attı. Beşiktaş ile anlaştı, bonservisini Fenerbahçe aldı, ortalık karıştı. Günlerdir transfer gündeminin zirvesinde yer alan Mehmet Topuz’da yine flaş bir gelişme var. Fenerbahçe’nin bonservisini almasının ardından, “Kesinlikle Fenerbahçe’ye gitmem. Ben Beşiktaşlıyım” gibi açıklamalar yapan genç yıldız, Siyah-Beyazlı yönetimin bonservis sorununu bir türlü çözememesi üzerine bunalıma girdi. Bir yıl boşta kalmak, ya da Kayserispor’a geri dönme ihtimalini göze alamayan Topuz, menaceri Hakan Şirin aracılığıyla Fenerbahçe’ye imzayı attı. Mehmet Topuz’un yakın çevresine, “O sert açıklamaları Beşiktaş Yönetimi’nin isteği üzerine yaptım. Beni çok zor durumda bıraktılar” diye dert yandığı öğrenildi. Fenerbahçe Yönetimi’nin Topuz’a imza attırmasına rağmen bu

işi bir süre daha saklayıp, resmi açıklama için ortalığın yatışmasını bekleyeceği ifade edildi.

8 Haziran 2009 Pazartesi

CAPTAİN TSUBASA V:3

5 Dakikaklık bu bölümde olanlar akıllara zarar verecek cinsten....bu videoyu izleyen Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören TSUBASA için yeni bir kavga başlatacaktır ve bu kez Tsubasa'nın Sarı lacivert formalı resimleri piyasaya düşecektir... Benden sölemesi, bu adamalrı bu blogdan uzak tutun...

MİSS 2010

7 Haziran 2009 Pazar

ŞİLİ - SOVYETLER MAÇI 21 KASIM 1973


970 yılı Şili için bir dönüm tarihidir. Unitad Popular cephesinin sosyalist lideri Allende seçimleri kazanmış, emek ve ulusal bağımsızlıktan yana radikal bir programı uygulamaya koymuştur. Şili’nin bakır ve kömür madenleri ile demir-çelik ve demiryolları gibi stratejik nitelikli sektörleri millileştirilir. Ford ve ITT’ye ait ulus ötesi tekellerin fabrikalarına el konulur. Ücretler arttırılır, geniş kapsamlı bir sosyal yardım programı başlatılır ve geniş kapsamlı bir toprak reformuyla topraksız köylülere toprak dağıtılır.

Ancak Amerika’nın “arka bahçesinde” filizlenmekte olan bu sosyalist dönüşüme karşıdevrim gecikmez. Amerikan İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) doğrudan yönlendiriciliğ inde bir dizi sabotaj ve toplumsal şiddet uygulamaya konulur. Sanayiciler, bankacılar, muhafazakâr bürokratlar ve üst dereceli subaylardan oluşan bir koalisyon, Allende hükümetinin kazanımlarına karşı şiddete başvurmaktan çekinmez. 11 Eylül 1973 sabahı Amerikan yönetiminin ve CIA’nın da desteğini arkasına alan General Augusto Pinochet, kendisine bağlı birliklerle başkanlık sarayını kuşatır ve hava kuvvetleri parlamentoyu bombalamaya başlar. Allende teslim olmayı reddeder ve yaşamına son verir.

11 Eylül’ü izleyen günler Şili’nin ilerici, yurtsever güçleri için baskı, tutuklanma ve işkence günleridir. Binlerce sosyalist, sendika lideri ve emekçi Estadio Nacional’da (Santiago Stadyumu’nda) hapsedilir. Stadyum kitlesel bir engizisyon mahkemesine dönüştürülmüştür. İşkence, baskı ve her türlü insanlık dışı şiddet General Pinochet’in askerleri tarafından planlı bir biçimde uygulamaya geçilir. Şilili ozan Victor Jara’nın bilekleri kesilir ve gitar çalmaya devam etmesi emredilir. İnsanlık dışı işkenceler Santiago Stadyumu’nun duvarlarını aşar ve tüm dünyada yankı bulur.

***

Darbeden yaklaşık iki buçuk ay sonra, 21 Kasım 1973’te Şili ulusal futbol takımı Dünya Kupası elemelerinde Sovyetler Birliği ile karşılaşacaktır. Sovyetler, binlerce yurtseverin işkence gördüğü Santiago Stadyumu’nda herhangi bir spor karşılaşmasına katılmayacağını bildirir ve FIFA’dan müsabakanın tarafsız bir sahaya alınmasını talep eder. 27 Ekim tarihinde Sovyet Futbol Federasyonu FIFA’ya şu telgrafı çeker:

“Şili’de faşist bir ayaklanma sonucunda yasal hükümetin devrilmiş olduğu ve ülkede kanlı bir terör ve baskı rejiminin hüküm sürdüğü herkesçe bilinmektedir. Santiago Stadyumu futbol müsabakası oynanabilecek bir mekân olmaktan çıkarılmış, Şilili yurtseverlerin işkence gördüğü bir toplama kampına dönüştürül- müştür. Sovyet sporcuları Şilili yurtseverlerin kanıyla bezenen bir stadyumda spor karşılaşmasına çıkmayı reddeder.”

Bu girişim üzerine FIFA Estadio Nacional’i incelemek üzere Şili’ye bir heyet gönderir. FIFA heyeti incelemeleri sonucunda “stadyumun çimlerinin futbol oynamaya elverişli; sahanın ölçülerinin teknik standartlara uygun ve seyircilerin tribünlerinin düzenli ve temiz” olduğuna dair bir rapor verir ve Santiago Stadyumu’nda “politik tutukluya rastlanmadığını, sadece hüviyetleri tespit edilememiş olan bazı şahısların alıkonulduğu”nu belirtir.

Sovyet takımı bu şartlar altında Şili’ye gitmez. Maç, saatinde başlatılır. Şilili forvet oyuncuları birkaç pasta Sovyet ceza sahasına girerler ve boş kaleye gollerini atarlar. Maç, santra yapılamadığı için bu tek golle sona erer: Şili 1 - Sovyetler 0.

Şili böylece 1974 Dünya Kupası’na katılır. Protestolar arasında oynanan grup maçlarında ev sahibi Batı Almanya’ya yenilir; Doğu Almanya ve Avustralya’yla beraber kalarak kupadan elenir.

Bu arada Şili ekonomisinin ve toplumsal yaşamının “serbest” piyasaya terk edilmesini amaçlayan muhafazakâr bir yapılandırma programı Şikago Üniversitesi’nde eğitim görmüş bir dizi teknokrat tarafından başlatılmıştır. Şili ekonomisi Şikago çocuklarının emrinde tarihte görülmemiş bir soygun ve talan dönemine kucak açar. Allende hükümetinin tüm reformları, sanayi ve tarım politikaları tersine çevrilir. Sendikalar ve köylü birlikleri acımasızca ezilir; millileştirilmiş sanayi ve madenlerle köylülere dağıtılmış olan topraklar büyük toprak sahiplerine geri verilir. Şili’de piyasa köktenciliği, politik terör ile birlikte kol kola girmiştir.

Futbol, kuşkusuz, sadece yirmi iki oyuncunun oynadığı ve doksan dakikadan ibaret bir oyun değildir.

MEHMET TOPUZ VE FİFA

Besiktas yonetiminin FIFA kurallarindan haberi yok herhalde. Transferle ilgili duzenlemelerin 18. maddesi 3.bolumu:
"A club intending to conclude a contract with a professional

must inform the player’s current club in writing before entering into

negotiations with him. A professional shall only be free to conclude

a contract with another club if his contract with his present club

has expired or is due to expire within six months. Any breach of this

provision shall be subject to appropriate sanctions."

Tabi, "appropriate sanctions" da aba altinda sopa gostermek oluyor... Bu sartlarda tahminim Topuz ilk yariyi Kayseri'de bitirir, somestr tatilinde de Istanbul'a gelir...

SPOR KİTAPLARI V:4


Barış Tut, saf bir sevginin yanında akıl ve vicdanın rehberliğinde bu işin içine daha derinlemesine dalmanın sonunun ne olacağını anlatıyor, Futbol Nedir ki adlı kitabında. Tutkuyla bağlandığı futbolun çevresindeki pislikleri gördükçe, bunalıp 33 yaşında kalp krizi geçirecek noktaya gelişini izliyoruz bu çalışmasında.

Barış Tut'un ikinci kitabı Futbol Nedir ki?. İlk kitabı Kocaman Bir Adam Aykut Kocamanın İstanbulsporda yaşadığı destansı olayların kaybolup gitmesine razı olmayışın ürünüydü. Futbol dünyasında nasırlaşmış yüreklere, daha çok şeytanlığa dönük akıllara ve daha bir yığın olumsuzluğa karşı bir haykırıştı o kitap. Elbette ki fazla bir yankısı olmadı. Biz, şu 70 milyonluk toplumdaki sayıları 1000'i bulmayan Kârhanedeki romantikler, Barış Tutun bu çalışmasına hayran kaldık. Fakat hepsi o kadar. Futbolu çok sevdikleri, yetmiyormuş gibi bildikleri, anladıkları söylenen milyonlarca vatandaşın bu kitaba da teveccühünü göremedik. Daha bunun gibi nice değerli kitaba asla aldırış etmedikleri gibi...

Barış Tut, İzmirde başlayan futbol sevgisinin zaman içinde nasıl geliştiğini ve yaşadıklarını anlatıyor bu küçük kitabında. Önce Karşıyaka taraftarlığı ve ardından Beşiktaşlılığa geçiş sürecine tanıklık ediyoruz. Bu alanda hem şiddetten uzak kalıp hem de önemli bir konum edinebilmeyi başarması ilginç. Futbol takımının deplasmanda olduğu haftalarda basketbol takımını desteklemek üzere tribündeki yerini mutlaka almak türünden bir bağlılığın yanında, futbolseverlik birinci sıradaki yerini hep koruyacaktır. Bu sebeple, Galatasaraylı arkadaşıyla sık sık Ali Sami Yenin yolunu tuttuğu da olur. Zaten başka yönlerden de, bilinen taraftar kavramı içinde görülemez o. Örneğin, hak edilmemiş bir şampiyonluğu asla istemez. Bunu, oyunun ruhuna aykırı bir kirlenme, bağışlanmaz bir suç olarak görür. Bu yüzden de tribünlerden uzaklaşması, modası geçmiş sevgiyi, kapalı kapılar ardında tek başına yaşamak zorunda kalması kaçınılmaz gibidir.

Cinayeti gördüm!

Bütün bu taraftarlık süreci içinde Barış Tutun başının bazı dertlere girmemiş olması gerçekten de ilginçtir. Beşiktaşlı mühendis Oktay Akdemir'in bir grup Galatasaraylı taraftarca öldürülmesinin tek tanığı oluşu ve bu konuda mahkemeye çıkmaktan kaçınmama yürekliliği, onu ciddi bir belanın eşiğine getirmiştir; ama çok şükür ki o konudaki tehditlerden de bir şey çıkmaz. Bir cinayeti bütün ayrıntılarıyla izledikten sonra yaşamınız eskisi gibi kalamaz. diye anlatır bu olayı ve ekler: Hele bu cinayet bir futbol karşılaşmasının sonrasında gerçekleşmişse, siz farkına varmasanız da, futbol tutkunuz bu başkalaşmadan payını fazlasıyla alır. Birkaç adım ötenizde, birkaç dakikada olup biten dehşetengiz bir şiddet gösterisi, insanlığınızdan utandırır. Duyduğunuz çaresizlik tüm kâinatı sarsacak denli uçsuzdur. (s.101)

Barış Tut, mesleğe girdikten sonra yeni birtakım sarsıntılar yaşayacaktır. Sıkı donanımı ve önemli nitelikleriyle, başkalarının çok uzun yıllarda gelmeyi hayal edebilecekleri görevleri birkaç yıla sığdırır. İşindeki başarısına karşın, gördüğü arızalara ve öteki yanlışlıklara karşı sessiz kalamayışı, sık sık bırakıp gitmek zorunda kalmasına yol açacaktır. Sonra futbola karışan eller boğazıma sarılmış gibi sıkıntı verdiler bana. (s.109) diye anlatır bütün bu olup bitenleri. Meslektaşlarının büyük bir bölümünün işlerini yapma biçimleri de onu şaşkına çevirecektir. Çünkü futbolumuzdaki şiddet ve öteki kötülükler tartışılırken hep yöneticiler ve taraftarlar ilk sıralara yazılmaktadır. Oysa bu konuda Ele verir talkını... tavrı içindeki spor basınının haline de ayna tutulması gereklidir. Bir hakemin, Seni bu maçta atacağım Tolga tehdidi ve bunu herkesin gözünün önünde uygulamaya koyabilmesi, yazarımızı dehşete düşürür. Futbol dünyasında birkaç yıl içinde tanık olduğu pisliklerin zirvelerinden biri olarak görür bu durumu. Oysa buna benzer şeyler hemen tüm spor yazarlarının bildiği, tanık olduğu; fakat pek de kulak asmadığı türden işlerdir. Çünkü bu memleket böyledir ve bu çarpıklıkları düzeltmeye bizim gücümüz yetmeyecektir.

Yazılmayanlar da az değil

Barış Tut, çok az ürünün bulunduğu bir alana katkıda bulunuyor. Murat Toklucu'nun Taraftarın Senle adlı nefis kitabının yanına konulabilecek türden değerli bir çalışma bu. Sayfa sayısı az; ama daha geniş bir alana bakıyor. Bu yönüyle biraz Memet Fuatın Tribünden Palavra Anılarına benzetilebilir. Ancak Barış'ın palavrayla işi yok. Hatta kitabın ciddiyet dozunun yüksekliği ya da biraz mizah eksikliği kendini duyuruyor. Bazı önemsenecek olayları birkaç küçük fırça darbeleriyle geçiyor Barış Tut. Oysa çok daha geniş yazabilirdi ve yazmalıydı. Çünkü bunlar hem yakın zaman diliminin olayları hem de Barış Tut'un yakından izleyebildiği gelişmeler. Örneğin, Beşiktaş tribünlerinin Pascal Nouma sevgisi, Siyah Beyazlı takımın 8 puan öndeyken şampiyonluğu yitirmesine yol açan olaylara bakış, 100. yıl şampiyonluğuyla ilgili gelişmeler, Alaattin Çakıcı bağlantısına kadar varan ilişkiler, 3 yıl için seçilmiş Serdar Bilgilinin 3 ay içinde görevi bırakıp sadece Beşiktaştan değil, spor dünyasından uzaklaşması gibi gelişmeler üzerinde yazarımızın söyleyeceği çok şey olabilirdi. Yazmak istememişse bir nedeni vardır, diyelim. Sanki bir an önce bitirmek istemiş kitabını... İkinci baskı için küçük bir ricamızdır, onu da söyleyeyim. Bu bir hesaplaşma kitabı filan da değil. Birilerini suçlayıp kendini de bu yolla temize çıkarmak gibi bir derdi yok yazarın. Sadece pek görmek istemediğimiz, hele yüzleşmeye hiç mi hiç cesaretimizin olmadığı bazı gerçekleri getirip koyuyor önümüze.

ULAN BEN DE DİYORUM KİME BENZİYOSUN YAHU...


MEHMET TOPUZ'UN TRANSFER GELİŞMELERİ ÇIKMAZINDAN SONRA SAYIN BAŞKANIN SON HALİ....

4 Haziran 2009 Perşembe

A CANINA YANDIĞIM!


TUNCAY gitti, gittiği takım küme düştü,
Mehmet AURELİO gittiği takımı küme düştü...


Giderlerken söyledikleri cümle; Avrupada daha iyi yerlerde top oynamak istiyoruz...
Gelin kardeşim, bizim sarıyerde bir arsa var, sizi mahalle takımına alayım. Yarın da maç var zaten, ne de olsa AVRUPA yakasındayız.Avrupada top oynamış olursunuz...hadi bekliyorum annnemmmmm! Çabuk olun ama!

3 Haziran 2009 Çarşamba

ÇOK ACİL SPOR ORGANİZASYONU LAZIM AGA! YAZI BOŞ GEÇMEYELİM

2009 AVRUPA VOLEYBOL ŞAMPİYONASI ( TÜRKİYE)
2009 AKDENİZ OYUNLARI (İTALYA)
2010 DÜNYA FUTBOL ŞAMPİYONASI ( G. AFRİKA)
2010 KIŞ OLİMPİYAT OYUNLARI (CANADA-VANCOUVER)
2010 DÜNYA BASKETBOL ŞAMPİYONASI ( İSTANBUL-İZMİR-ANKARA-KAYSERİ)
2011 2. KARADENİZ OYUNLARI ( ROMANYA)
2011 GENÇİK OLİMPİYATLARI ( TRABZON)
2011 DOĞA SPORLARI OLİMPİYATLARI ( ANTALYA-KEMER )
2012 AVRUPA FUTBOL ŞAMPİYONASI ( POLONYA-UKRAYNA)
2012 YAZ OLİMPİYAT OYUNLARI (LONDRA)
2013 AKDENİZ OYUNLARI (YUNANİSTAN)

21 Mayıs 2009 Perşembe

DARISI KASIMPAŞANIN BAŞINA BAŞKANIM....


Yerler yavrum, Yerlerrrrrrrrrrrrr!

12 Mayıs 2009 Salı

PES 2010'DAN ÖNCE VE SONRA....


Bu yazı PES tutkunlarını tatmin edecektir.Diğer okuyucuları sıkabilir.Çünkü ayrıntı, ilgi alanına girmiyorsa sıkıcıdır...

Pes efsanesinin her serisi illaki bir yenilikle ortaya çıkmıştır. Futbolcuların son bir kaç yıldır gerçeklerine benzemeye başladığı PES'te öncelik oyun zevkine, oyunun gerçekçiliğine dayanmaktaydı.PES' serisinin en üzücü yılları 2007-2008 yıları olmuştur.2007 de her şutun gol olduğu, 2008 de bir maçta 11 tane kornerden gol atıldığı bir atari oyunu kıvamında seri çıkmış olsada PES 2009 efsanenin toparlanma sürecine yardımcı olmuştur. PES8 in çıkmasından kısa bir süre sonra İnternet üzenden oyun oynamanın eziyete dönüştüğü görülmüş ve KONAMİ tarafından 2008 yılı için tüm oyun severlerden özür dilenmiştir.2009 u bir deneme olarak görmelerini 2010 da geçmiş 2 yılı unutacaklarını belirtmişlerdir.
Şimdi 2010 her zaman olduğu yaz aylarında piyasaya sunulacaktır.Onların çıkmasını takip eden arkadaşların var olduğunu adım gibi biliyorum en azıdan ben varım.Şimdi ben ve benim gibi olan arkdaşların aklında şu sorular var;
1)Omuz omuza koşarken kontrolümüzdeki oyuncunun kendiliğinden kayarak penaltıya, kırmızı karta sebebiyet vermesi ortadan kalkacak mı?
2)KAranbol anlarından oyuncunun yine kontrol dışı olaraktopu dağlara taşlara vurması ortadan kalkacak mı?
3) Penaltı atışları biraz daha gerçekçi olacak mı?
4) Hakemlerin gerçek özelliklerioyuna yansıtılacak mı?
5)Adriano, Messi, C.Ronaldo...gibi adamlar daha ne kadar insan üstü top oynayacak?

İşte bunlara benzer sorularla meşgul olan kafamızı rahatlatmak adına KONAMİ GELİŞTİRME ekibi ünlü bir dergiye verdiği röpörtajda şunlardan bahsetmiş;

OYNANIŞ;
PES 2010 oyuncular arasındaki maçların heyecanını arttırmaya odaklanarak maçları oyuncuların sürekli olarak sınandığı gerçek bir deneyime dönüştürüyor. Yeni alan savunması sayesinde kapanan boşluklar yüzünden oyuncular hücum için yeni yollar bulmak zorunda kalacaklar. PES 2010 aynı gerçek hayatta olduğu gibi hem strateji, hem de hızlı tepkiler gerektirerek gerçek futbol simülasyonu olma yolunda ilerliyor. Saha öğelerindeki farklılıklara ek olarak kaleciler de daha esnek ve yetenekleri gerçek kalecilere denk olacak. Hakemler de elden geçirilerek maç sırasında daha dengeli kararlar verecek hale getirildi.

Geliştirilmiş Görseller
PES 2010 çok büyük görsel değişiklikler de geçirdi, artık futbolcular gerçek hayattakilere daha da çok benziyorlar – ayrıca çeşitli koşullar altındaki farklılıklara yoğunlaşan yeni aydınlatma sistemi ile oyuncu ifadeleri de son derece gerçekçi bir hal alıyor. Çimen ve diğer stadyum öğeleri de elden geçirilerek stadyum görsellerinin büyük ölçüde gelişmesi sağlandı.

Yepyeni animasyon ve hareketler
Artık animasyonlar kesintisiz olarak iç içe geçmiş durumda, top sürme ve kaleye şut animasyonları yepyeni animasyonlarla süslendi. Bireysel yetenekler de ön plana çıkarılarak yeni çalım ve hareketler eklendi, böylece maçın akışı içerisinde çok daha farklı görüntülerle karşılaşacaksınız. Top sürme, dönme ve şut çekme animasyonları üzerinde yeni çalışmalar yapılırken, oyuncunun dururken veya koşarken verdiği paslar arasında gözle görülür tempo farkı da eklendi.

Maç Günü Atmosferi
Taraftarların sahada yaşananlara verdikleri tepkiler çok daha çeşitlendirildi ve oyuna yeni tezahürat ve sevinçler eklendi. Evdeki ve deplasmandaki maçlar arasındaki farklılıkların vurgulanmasının yanı sıra, artık taraftarlar maçta meydana gelen pozisyonlara bağlı olarak tepkilerini anlık olarak da verecekler, faullere ve atılan gollere uygun hareketlerde bulunacaklar. Aynı şekilde yorumcular da elden geçirilerek oyuna daha taze bir bakış açısı kazandırıldı.

Geliştirilmiş Ana Lig
Ana Lig özellikle yöneticilik yönleriyle oldukça geliştirildi, artık oyuncular takımlarını daha uzun bir kariyer boyunca yönetebilecekler. Serinin başarısına büyük katkısı olduğu düşünülen Ana Lig öğeleri, modun daha da zenginleşmesi için hayati yeni eklemelerle çok daha eğlenceli hale getirildi. Bu mod hakkında daha fazla ayrıntı yakında açıklanacak.

Yapay Zeka
Tokyo ekibi, Teamvision 2.0 ile oyundaki yapay zekanın geliştirilmesi üzerine çalıştılar. Artık orta saha ve savunma oyuncuları açık alanlarını kapamak ve hücumu kesmek için birlikte çalışacak, böylece nispeten başarısız savunma oyuncularının açıklarını kapatmak mümkün olacak. Bu aynı zamanda basit gollerin de ortadan kalkması ve PES 2010’un simülasyon kökenlerine geri dönmesi anlamına da geliyor. Oyuncular hücum sırasında birden çok futbolcuyu birlikte hareket ettirerek farklı alanlara gönderebilecek ve daha çok gol pozisyonuna girebilecekler. Bu sayede PES 2010 oyuncuların daha kontrol sahibi olmalarını da gerektiriyor. Hızlı paslar kadar stratejik düşünce de önemli olacak ve yeni sistem sayesinde oyuncular takımları üzerinde daha geniş bir kontrole sahip olabilecekler. Örneğin frikik kazanıldığında oyuncular penaltı bölgesinde top bekleyen futbolcuların koşularını belirleyebilecekler.

Bireysel Oyun Karakteristikleri
Önceki PES oyunlarında takım formasyonu futbolcuların hareketlerini belirlerdi. PES 2010 ise futbolcuların bireysel hücum ve savunma yapılarının oynadıkları oyuna etki etmesini sağlayan yeni bir sistem kullanıyor. Her futbolcuya özel yapay zeka en iyi yeteneklerini kullanırken, bu aynı zamanda takım arkadaşlarının hareketlerinde de kendini belli edecek – örneğin eğer topa sahip olan oyuncu iyi orta yapan bir oyuncuysa daha fazla futbolcu penaltı bölgesine yönlenecek. Aynı şekilde eğer bir oyuncunun top hakimiyeti yüksekse, savunma oyuncuları güçlü olduğu tarafı kapamaya çalışacak, yalnız hareket eden bir santrfor topu aldığında orta saha oyuncuları yardımına koşacak.

Strateji Kullanımı
Yeni güç göstergesi sistemiyle oyuncular stratejilerini maçtan önce hızlı ve etkili biçimde dengeleyebilecekler. Pas sıklığı, defans çizgisi, yayılma alanı veya ön çizgi dizilimleri gibi her bir öğeyi favori kulübünüze uygun olarak değiştirebileceksiniz: Juventus Turin kontraataklarda tehlikeliyken, FC Barcelona hücuma çıkarken daha geniş bir alan kullanacak. Bunları dilediğiniz zaman değiştirebilecek, Ev ve Deplasman maçlarında farklı ağırlıklar kullanabilecek ve bu deneyiminizi Ana Lig sezonuna da taşıyabileceksiniz.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

SPOR KİTAPLARI V:3 SANTRFORUN RÜYASI


Bu, anlatılması pek kolay olmayan bir kitap... Özellikle 70 milyonluk toplumda böylesi kitapların taş çatlasa 300-500 meraklısının olduğu bilinince, ‘neresinden başlasam, nasıl anlatsam’ diye tıkanıp kalıyorsunuz.

Çünkü bu kitabın tadına varabilmek için sadece futbolla ilgili değil genel olarak biraz kitap okumuş olmak gerekiyor. En azından Eduardo Galeano diye çok önemli bir yazarın varlığından haberdar olmalısınız. Laszlo Darvasi’nin kitabının, Galeano’nun bir ara epeyce sözü edilen Gölgede ve Güneşte Futbol adlı eseri ile akrabalığı var. (Kitabın arka kapağında bu akrabalığa Nick Hornby de dahil edilmiş ama ben o kanıda değilim.)

Yazar bize gerçekten çok çarpıcı olaylar ve öyküler anlatıyor. Bu şaşırtıcı yazılar karşısında başlangıçta ne düşüneceğinizi bilemiyorsunuz. Bu arada yazarımız ayağınızın altındaki zemini ustaca kaydırmaya başlamıştır bile. Artık bu anlatılarda neyin gerçek neyin düş olduğunu ayırt etmekte bile sıkıntı çekiyorsunuz, ama olsun! Bunları okumak çok keyifli. Zaten kitapta aradığımız da bu değil mi? Ancak bir süre sonra başka bir boyuta geçiyor Laszlo Darvasi. Sizi harika yemeklerle dolu bir sofraya çağırıyor ama onlardan azar azar veriyor. Oysa siz hepsini birden yeme derdindesiniz, mide fesadına uğrayabileceğinizi düşünmeden!

Uğur Meleke kardeşim Milliyet’te benden önce yazdı ama kitap hakkında bir şey söylemek yerine alıntılarla her şeyi anlatmaya çalıştı. Elbette ki biz de bunu yapmalıyız. “Eğer insanlar bir deparın, bir çalımın, eli yüzü düzgün bir driplingin ardından ne cefalar, ne insanüstü çabalar yattığını bilselerdi, bir futbolcunun yaşamı hakkında kesinlikle daha farklı düşünürlerdi.” gibi bir söz bugüne kadar hangi yazarın aklına geldi ki? Ya da yazarın kendi dünya karmasının kalesine bir kadını koyması ve onun “... Penaltı öncesinde bir koşu kuaföre gittiği, döndüğünde öküz öldüren cinsten bir şutu çıkardığı da olmuştur.” gibi bir düşgücü şenliği insanı nasıl etkilemez ki? Macar futbolunun son yıllardaki perişanlığıyla her daim kazanan Almanya’nın sarsılmaz gücünü tersyüz ederek anlattığı “Gerçek Bern mucizesi” yazısı da kitabın tadından yenmezlerinden...

Almanya’da bölgesel bir ligde oynayan Ursula Baren’in 8 aylık hamile olarak maça çıkarılması, attığı golün heyecanıyla erken doğum yaptıktan sonra geri dönüp son 2 dakikada oyuna devam etmesi gibi akıllara ziyan fanteziler ve daha neler neler var bu kitapta. “Hadi canım, bu kadarı fazla.” diyorsanız gerçeğe çok yakın öykülerimiz de var. Buyurun: “Lazio’nun Arjantinli lejyoneri Chamot, bir lig maçından sonra dünyaca ünlü hakem Collina’nın yanına gidip gülümseyerek elini uzattı. Collina onunla tokalaştı. Ama Chamot afallamış hakemin elini tüm gücüyle sıkmaya başladı, gülümsemesini hiç bozmadan tısladı: Bu yenilgi için sağol, hakem arkadaş. Collina’nın nasıl dizlerinin üstüne çöktüğü hâlâ gözümüzün önünde.” Daha bunlar gibi neler neler... Milli marşı kötü okuduğu için teknik direktörün daha maça başlamadan değiştirdiği Honduraslı Herbert’ten tutun da, hiç oynamadığı halde ülkesinin en büyük futbolcusu sayılan oyuncuya kadar bir dizi müthiş olay var bu kitapta.

2006 Dünya Kupası sırasında Almanya’da birlikte stat stat dolaştığımız sevgili kardeşim Fikret Doğan’ın çevirisi su gibi akıp gidiyor. Zaten okuduğunuzda çevirinin ne kadar başarılı olduğunu siz de göreceksiniz. Fikret’in bu kitabı çevirmek için ek bir nedenini de bulacaksınız. Berlin Türkiyemspor’la ilgili yazıda sözü edilen sağır-dilsiz bir Türk kalecinin 5 gol yediği maçta üçüncü golden sonra “Neden Allah’ım!” diye konuşmaya başlamasından George Best’le Puşkas’ın cennette buluşmalarına kadar nice akıl almaz ama gönül kabul eder olay bu kitapta... Daha ne olsun!

Ey futbolseverler, kendinize bir iyilik edin ve bu sevimli kitabı okuyun. Ortalığın çoraklaşmaya başladığı şu dönemde bizi futbol kitapsız bırakmayan İletişim Yayınları’na da teşekkür etmeyi unutmayın...
NOT: Kitabın fiyatı çoğu yerde sadece 10.80 TL

CAPTAİN TSUBASA V:2 muhteşem gol....

Bu bölümde kel kaeci nasıl olur? top nerden gider de kel kaleci topu göremez ve bir küpe bir oyuncuya bu kadar mı yakışmaz...bunları öğreniceğiz....Kaptan ve takımı kenarda biz ekran başında şu gole doya doya bakalım....

10 Mayıs 2009 Pazar

SÜPER SÜRPRİZ

Yapılan son maçta çirkinliğin tavana vurduğu Fenerbahçe Galatasaray sanırım farklı bir boyut kazanmaya doğru gidiyor. Yer: İnönü Stadyumu Tarih: 19 mayıs 2009 taraftar sayısı eşit. Sürpriz : Galatasaray ve Fenerbahçe olanların üstüne sünger çekmek ve bu berbat sezonun üstünü örtmek için bir dostluk maçı oynayacaklar. Gerçi rekabetin 100. yılında bir maç oynamayarak bizi kırmış olsalarda bu iyi oldu. Bünyeye gayet iyi gelir. Önce kupa finali ardından dostluk maçı. Yaza girerken güzel olacak bu maçlar...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

CAPTAİN TSUBASA V:1

6. sınıf öğrencisi yiğenimin, Tsubasa'yı tanımıyor olması şampiyonluğun son maçta kaçması kadar yaralamıştı beni.

Düşündüm taşındım. Tsubasa izleyemeyen bir nesil kalmasına gönlüm el vermediğinden ve bir de her canım istediğinde kolayca açıp izleyebilmem için blogda Canımız ciğerimiz Kaptan Tsubasa'nın yaklaşık 15 bölümlük arşivini yayınlamayı uygun gördüm. Bu düşünceme karşı çıkmayan blog sakinlerimize teşekkür ediyor, Burdan Sevgili tsubasa ve takımına başarılar diliyorum. Her ne kadar kaleci Vikenzo Vakabayaşi'den kıl alsamda onu da burda görmekten mutlulk duyduğumu belirtmek isterim. Bu bölümde sanırım çok acayip şeyler olacak...Hadi bakalım izleyelim ve Tsubasaya bir kez daha ' BÜYÜK KAPTAN' diye bağıralım...

iyi seyirler

7 Mayıs 2009 Perşembe

FİNALİN ADI: WERDER BREMEN - SHAKTAR DONETSK


Günün ilk maçında Ukrayna kapışmasında Luce'nin Shaktarı Dinamo Kiev'i dünkü maçta olduğu gibi son dakika golüyle eleyerek finale yükseldi. Diğer maçta ise Werder kendi evinde kaybettiği maçın rovansında Hamburg karşısında geriden gelip 3-1 öne geçti, ancak son anlardaki Hamburgun çabası yetmedi. Bizimde Kadıköyde kimi izleyeceğimiz belli oldu. Lucescu'nun Avrupa iştahı ve tecrübesi belli. Werder Bremen ise yıllardır Şampiyonlar Liginde arayıpta bulamadığı başarıyı nihayet Uefa'da yakaladı. Werder Almanya'nın en iyi ekiplerinden ancak 2 yada 3 kulvarı birden kaldırmakta gerçekten zorlanıyorlar. Shaktar'ın ise öyle bir sıkıntısı yok. Aslında Luce takımı finale çıkarmakta geç bile kaldı. Elindeki malzemeyi nasıl kullnadığını hepimiz biliyoruz. Ukrayna'da tek çekiştiği takım Dinamo Kiev olunca Avrupada her sene belli bir noktaya kadar gelebiliyordu zaten. Gönül isterdi ki buraya kadar bir Türk takımı gelebilsin hatta kupayı da alabilsin. Kısmet değilmiş. Artık Kadir Has'ta mı düzenlenir, Seyrantepe'de mi düzenlenir, yeni İnönü'mü olur. Orasını kesitmek biraz güç...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

SPOR KİTAPLARI V:2

Spor kitapları serimizin bu haftaki konuğu Piknikte Dömivole isimli kitap. Aslında bu kitabı henüz okumak kısmet olmadı ama methini çok duyduk. O yüzden sizleri kitap hakkında bilgi vermesi için Ahmet Çakır'ın yazısıyla başbaşa bırakıyorum. Her sporseverin okuyup arşivine katması gereken değerli ve de emek harcanmış bir kitap. Bizde en kısa zamanda kitabı okumaya çalışacağız.
Piknikte Dömivole adlı kitap Erdinç Sivritepeye Armağan olarak hazırlanmış. Derleyenler de Barış Karacasu ve Şener Yelkenci. Okurlar arasında Erdinç Sivritepe adını işiten olduğunu hiç sanmıyorum çünkü bu konularla yakından ilgili biri olarak ben de ilk kez duyuyorum.

Sivritepe, inanılması gerçekten güç futbol tutkunlarından biri. İçindeki futbol ve İzmirspor sevgisi ne tuttuğu takımın sürekli küme düşmesiyle eksiliyor ne de uzun yıllar Kanada'da yaşaması onu Türk futbolundan koparıyor. Hazırlamış olduğu internet sitesindeki bilgilerden pek çok futbol tutkunu yararlanıyor. Sivritepe 2001'de yurda dönmüş. Artık İzmirspor'u yeniden tribünde izleyebiliyor. Kitaptaki Bir Yaşam Boyu İzmirspor başlıklı yazısı da bu tutkuyu anlatıyor.

Aslında kitabın insana biraz dağınık gelen bir yapısı var. Ancak Tanıl Bora gibi bir firmanın editörlüğünde bunun söz konusu olamayacağını baştan biliyoruz. Örneğin, yine Tanıl Bora editörlüğünde Serkan Boyacıoğlu'nun derlediği İnadına Göztepe bu yönden derli toplu bir kitaptı. O kitapta da yazısı bulunan Oğuz Reşat Sipahi'nin buradaki yazısını İnadına Göztepe diye bitirmesi ilginç. Kitaptaki en hacimli yazılardan biri bu. Demek ki Sipahi'nin Göztepe konusunda söylenecek çok sözü var.

21 değişik yazı, tek mesaj

Dağınıklık itirazımızı şimdilik bir yana bırakıp kitaptaki yer alan yazıları ve yazarlarını sıralamakla yetinip yargıyı okurlara bırakalım: Ayhan Baynal: Kayseri Futbol Tarihine Bir Bakış (1992-2006); Bağış Erten, Antepspor'um Benim, Mazide Kalmış Sevgilim; Bozkurt K.Yılmaz, Piknikte Dömivole; Bülent Gürsoy, Futbolun Değişimi; Cem Pekin, Futbolcu Resimleri; Efkan Bucak, Tavşancılspor; Eray Özer, Almanya (Benim İçin) Pek Tatlı Vatan; Hakan Dilek, Sadri Alışık ve Ronaldinho; Karel Stokkermans, RSSSF - Maç Sonuçları Belgeliği; Mehmet Ali Çetinkaya, Saymaca/Düzmece: taraftar Takıntısının Bir Ucu; Muhmmed Ali Şahin, Nasıl Takım Tutmaya Başlanır?; Murat Odabaşı, Kulüplerin Gerçek Sahipleri Taraftarlar (mı)dır?; Mustafa Taha, Asya'dan Futbol Manzaraları; Oğuz Reşat Sipahi, Göztepe ve Onun Hazin Hikayesi; Özgür Dirim Özkan, Yugoslavya'da Futbol: Yeniden, Birlikte... Mümkün mü?; Remzi Salihoğlu, Taraftarlığın Tamiri: Takım Değiştirmek; Serbülent Şengün, Futbol Sevdasının Yanları: 1- Fantezi Futbol; Tuncay Yavuz, Sana Bir de Statlarından Bakalım Aziz İstanbul; Yusuf Al, Bir İnsan Neden Tirespor'u Tutar?; Zeki Kumova, Oyun Bitti.

Barış Karacasu'nun sunuşu dışında 21 yazar bize değişik konulardan söz ediyor. Bunlar arasında en çok önemsediğim Eray Özer'in yazısı oldu: Çünkü benden de söz ediyor!.. Şaka bir yana, Dünya Kupası 2006 da kardeşimizle gerçekten ilginç durumlara tanıklık ettik. Onun yazdıkları beni de heveslendirdi, Ben de yazsam diye düşündüm... En ilginç yazılardan biri kuşkusuz Bozkurt K.Yılmaz'ın kitaba adını veren yazısı. Maça veya pikniğe gitmek için sabah çok erkenden kalktığım günlerde içimde duyduğum heyecan ve mutluluğun yerini hiçbir şey tutmadı diye başlıyor bu yazı. (Küçük bir kılçık: içimde sözcüğü gerekli mi bu cümlede?) Piknikte oynanan top ve maçların radyodan dinlenilmesiyle onun ülke futboluyla ilişkilendirilmesi boyutunda gelişen yazı son derece keyifli. Topa ayağını sürmüş ve pikniğe gitmiş herkes o yazıda kendinden bir şeyler bulabilir.

Arkadaşım olduğu için değil, gerçekten iyi yazdığı için Bağış Erten'in yazısı da tavsiye edilir. Orada yaşadığı dönemdeki Gaziantepspor maçlarını anlatıyor Erten. Maç öncesinde tribündeki mangal partisi, bu kentteki futbol kültürünün başka yerlerde kolay rastlanmaz türden bir boyutunu oluşturuyor. Daha bunun gibi pek çok ilgi çekici ayrıntı kitabı güzelleştiriyor.

Öteki yazıların nelerden söz ettiğini anlamak zor değil. Kitap bugün artık neredeyse tümüyle 3 büyük takımla ilgilenmekle sınırlanmış bir futbol sevgisinin gerçekte çok değişik boyutlarının olduğunu-varlığını gösteriyor bize. Hatta Remzi Salihoğlu'nun yazısında daha ileri bir iddia var bu konuda: Türkiye de futbol üç takımın esareti altındadır. Medya, sermaye ve taraftar gücünü elinde tutan İstanbul takımları futbolda söylenecek farklı söz bırakmıyorlar. diyor. Ancak kitap bu farklı sözü söyleyen yazılarla dolu (Salihoğlu'nun yazısında Villareal denilmiş, doğrusu Villarreal olacak).

Özellikle Serbülent Şengün'ün yazısı, Bunların her biri ayrı bir kitap olabilirdi diye düşündürüyor insanı. Değişik yönlerine de değinmesine karşın özünde sanal âlemdeki futbolu konu edinen yazı bu alanda henüz bir kitabın yazılmamış olmasının eksikliğini duyuruyor bize.

Mustafa Taha'nın Asya futboluyla ilgili olarak verdiği bilgiler, Özgür Dirim Özkanın yerinde incelemeyle parçalanan Yugoslavya futbolunun bugünkü durumundan aktardıkları kitabın dış dünyaya açılan iki büyük kapısı oluyor. Kitabın tek yabancı yazarı Karel Stokkermans, internetten uluslararası alandaki her türlü bilgiye nasıl ulaşılacağını, kendilerinin bunların nasıl derleyip toparladıklarını anlatıyor. Sadece o kadar değil, isterseniz siz de bu arşivlere katkıda bulunabiliyorsunuz.

Çoktandır yeni bir kitabın çıkmadığı bu alanda Piknikte Dömivole ile bu işin meraklılarına bir selam çakılıyor. Fakat onlar da o kadar azlar ki...

3 Mayıs 2009 Pazar

LEO THE GREAT V:2


Dün gece sadece kanatlanıp uçmadığı kaldı. Henry ise uçtu gitti. 2'şer tane sallayıverdiler. Fazla söze gerek yok.

2-6'DAN TAVŞAN +13


Yukarıda ki video da 62'den nasıl tavşan yapılırı gösteremeyeceğiz belki ama 2-6'dan nasıl tavşan yapılır. Ezeli rakip nasıl parambarça edilir, nasıl sezonun 100. golü atılır, nasıl yürüyerek gol atılır, ve playstation oyunlarının bir simülasyon olmadığının uygulamalı örneğini göreceksiniz. 13 yaşından küçüklere izlettirmeyiniz. Ayrıca kalbi, tansiyonu olanlar da izlemesin, güzel oyun, bol gol içerir.

30 Nisan 2009 Perşembe

MESELA DEDİK....


GAZETELERDEN BIRKAC BASLIK
Tarih 1 haziran 2009. Yer Samandira tesisleri
Fenerbahce futbol takimi teknik direktoru Aykut KOCAMAN Sozlesmesi devam eden
futbolcularla tanistiktan sonra gazetecilere : 25 Haziranda 2009-10 TSL sezon acilisini
yapacaklarini bildirdi.
Tarih 2 Haziran 2009 Yer Samandira tesisleri
Fenerbahce futbol takimi yerli futbolculardan ve alt yapidan sorumlu menejeri Ridvan Dilmen gazetecilere verdigi demecte ; Anadoludan birkac yerli futbolcu ile gorustugunu
ve denemek icin teknik Direktor Aykut Kocaman a onerdigini belirtti.
Tarih 3 Haziran 2009 Yer Amsterdam
Fenerbahce futbol takimi yabanci futbolculardan sorumlu menejeri Pier Van Hoojdonk
Teknik Direktor Aykut Kocamanla yaptigi telefon gorusmesinde ingiltere italya ve Almanyadan 1 er futbolcu ile on anlasma sagladigini onay verirse sezon acilisina katilabileceklerini Avrupa medyasina belirtti.
Tarih 4 Haziran 2009 Yer Fenerbahce dereagzi tesisleri
Futbol takimi genel menejeri Volkan Balli UEFA kupasi cekilisi icin Temmuz ayinda
Cenevre ye gidecegini belirtti.
Tarih 5 Haziran 2009 Yer Fenerbahce kulup binasi
Futboldan sorumlu asbaskan Ali Koc 2009-10 TSL
sezonu ayrintilari ve mac takvimi gorusmeleri icin bu sabah Federasyon baskani ile gorusmek uzere Ankara ya hareket etti.
not : Yukarda gecen olaylar ve kisiler tamamen hayalidir... ..
Bu arada Baskan mi dediniz ?
O da en iyi bildigi isi yapiyor...
Kenan Evren lisesinin yerine yapilacak olan alisveris merkezinin temelini atmak icin yonetici arkadaslariyla birlikte.... .

27 Nisan 2009 Pazartesi

FUTBOL ŞİİRİ


Ümit Yaşar Oğuzcan: Futbol şiiri

“Maç başladı
Seyirciler oyun peşinde
Oyuncular top peşinde
Maç bitti
Taş, minder, şişe
Tekme, tokat, kroşe
Seyircisi, oyuncusu
Hepsi hakemin peşinde.”
(Taşlamalar, 1966)

SPOR KİTAPLARI V:1


Ülkemizde spor üzerine yazılan kitap konusunda çok az kaynağa sahibiz. Artık bu sütunlardan spor üzerine yazılmış kitaplardan bahsetmeye çalışacağız. Kimisini okuduk kimisine henüz vaktimiz olmadı ancak özellikle de doğru bir üslupla yazılmış ve geçmişinde de sporla içli dışlı olmuş birisinin kaleminden çıkmış eserlerin tadına doyum olmaz.
Bugün bahsedeceğimiz kitap Fatih Uraz'ın ilk kitabı ''Kaleciyi Vurun''. Fatih Uraz bu kitapda futbola başladığı günden bu yana futbolculukda ve antrenörlükte yaşadığı ilginç olayları anlatmış. Hem kendi başından geçen hem de çevresindekilerden dinlediği olayları gayet sade ve biraz da eleştirel bir dille çok güzel yazmış. Aslında anlattığı olaylar 1970'lerden başlayıp 2000'li yılların başına kadar geçen sürede anlattığı olaylarla bugün yaşanılanlar arasında pek bir fark yok. Fatih Uraz futbolumuzda parasızlığın, amatörlüğün, şikelerin, maç satmaların, deplasman dayaklarının bol olduğu bir dönemde oynadığını söylese de bugünde arka planda kalan bölgelerimizde amatör kümelerde bu tip olaylar, ilginç yöneticiler halen görevlerinin başındalar. Kendisi 1989'daki elim Samsunspor kazasından yaralı olarak kurtulan oyunculardan. O olayı anlatırken en yakın arkadaşını gözünün önünde kaybedişinin öyküsü de gerçekten çok duygusal ve hüzünlü.
Futbol dünyamızda nelerin olup bittiğini merak edenler için futbolun içinden gelmiş bir yazarın yarı biyografi yarı hatıra türündekibu kitap meraklıları için ideal...

26 Nisan 2009 Pazar

SON SÖZ


Dünkü maçtan sonra artık söyleyecek yazacak pek fazla bir şey kalmadı. Bu kadar eksikle, bu ruhsuz oyunla bu sonucun çıkması gayet normal. Ama en azından formanın şanına, şerefine yakışır bir oyun ortaya konsaydı bu kadar üzülmezdik. Artık bu saatten sonra elimizde tek bir hedef Türkiye Kupası kaldı ki orda da rakip Beşiktaş, hemde maç İzmir'de. Seneye Uefa Kupası garanti gibi ama şu berbat seneyi en azından kupayla kapatıp bir kez olsun sevinebilmek istiyoruz artık. Umarız Aragones azıcık uğraşıp didinirde Türkiye Kupasını almanın yolunu bulur. Yoksa Denizli zaten onu bize bırakmaz...

24 Nisan 2009 Cuma

SPOR MEDYASI DEMİŞKEN!!



Gerçekten çok çalışmış arkadaşlar. Tamam Deco Chelsea'de pek oynayamıyor, hemde biraz yaşlandı diyelim.
Hadi Pepe'de futboldan soğudu , İspanya'da dışlandı,Fenerin süper teklifine hayır diyemedi.
Peki bu Kuyt nerden çıktı, bonus mudur nedir anlayamadım doğrusu..
ya neyse hadi ben başka bi şey demiyorum lan size...

ADRİANO NEREYE


Bu ve bunun gibi bir çok çalışma yarından itibaren güzide Türk spor medyasında yer almaya başlayacaktır. Sonunda beklenen oldu kendini Brezilya'nın güzel havasına kaptıran Adriano İnter'den ayrılmaya İnter'de Special One ve Büyük Başkan Moratti'nin ortak kararıyla Adriano'yu şutlama konusunda anlaşarak karşılıklı olarak sözleşmeleri feshetmişler. Hayırlısı olsun diyelim de İnter taraftarı için işkence biterken bizim için işkence başlıyor artık. Malum önümüz yaz. İspanya gol kralını aldık o da bidon çıktı belki önümüzdeki sezon açılır... ! Semih de az biraz yolcu gibi. Bu takıma bir golcü lazım. Hem forma sattıracak hem atacak hem attıracak... Hemde maliyeti düşük olacak. Alın size bedava adam diyecek spor basını.... Formalar giydirilecek, Başkanım beni al diye haberler salınacak Rio'dan İstanbul'a, Carlos'tan haberler ve tavsiyeler alınacak. Takımdaki Brezilyalıların çokluğu sebebiyle en kuvvetli aday tabiki Fenerbahçe olacak. Zaten Fenere gelirse bi daha öyle kafasına göre Brezilya'ya falan gidemez. Giderse bir doz Azizsilin yeter. Yetmezse bizim süper yöneticilerimiz öyle bir sözleşme yaparlar ki onunla izinsiz gider de dönmezse 5 milyon euro tazminat ödettirirler. Burnundan fitil fitil gelir.
O değilde bu haylaz Brezilyalılar neden gidip dönmüyorlar diye düşününce sebebinin yarım küre farkından olmasın sakın. Adamlara hava değişikliği yarıyor galiba....

SABRİ SARIOĞLU FİFA 2009 V:1



Sabri hayranı Fifa ekibinden arkadaşlar uğraşmışlar didinmişler ve Sabri'nin insanı koltuktan düşüren , küfür dağarcığını genişleten, kalp krizi riskini artıran, aile kavgalarına yol açan şutlarının birebir aynısını Fifa 2009'a yansıtmışlar. Yıllardır PES serisini oynarım daha herhani bir oyuncuyu bu kadar iyi kopyaladıklarını görmemiştim.Video'da da göreceğiniz üzere sabri tek katlı bir kalearkası tribünün en üst katına kadar şutunu gönderebiliyor. Video facebook'tan ama linkini bulamadım kendisini koydum buraya. Cuma günü iyi gider. Keyfiniz yerine gelsin.

CHELSEA 09-10

23 Nisan 2009 Perşembe

ARDA'YA 1 MAÇ DAHA


İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında güvenlik görevlileriyle tartışan Arda Turan'a 1 maç ceza geldi. PFDK'nın karar metni ise şöyle:GALATASARAY A.Ş.'nin, 19.04.2009 tarihinde oynanan BÜYÜKŞEHİR BLD. SPOR - GALATASARAY A.Ş.Turkcell Süper Lig futbol müsabakasında, görevli olmayan kişilerin soyunma odasında yer almasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle takdiren 10.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırımasına,

Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş. sporcusu ARDA TURAN'ın güvenlik görevlilerine yönelik hakareti nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,

Cezanın infazının devam eden cezasının infazının bitimini takiben başlatılmasına,karar verilmiştir.

20 Nisan 2009 Pazartesi

FENERBAHÇE ÜLKER ARENA




PEŞKEŞTE SON NOKTA...


QTM harici basından öğrendimiz bir bilgiye göre Seyrantepe, Aslantepe, Türk Telekom Arena yada adı her ne olacaksa Galatasaray'ın inşaatı yıllardır yapılmakta olan yeni stadı bildiğiniz gibi çeşitli kaynak sıkıntıları sebebiyle ve işçilerin iş bırakması sebebiyle duraklatılmıştı. Ancak her nasıl olduysa kaynak sıkıntısı çeken ve Dubai'li ortaklarından gerekli desteği alamayan Eren Talu'ya TOKİ bankadan gerekli krediyi çekebilmesi için sponsor pardon kefil olmuş. Diğer bir deyişle kiraya verdiğiniz ev için kiracınıza ev sahibi olarak yine siz kefil oluyorsunuz. Bu krediyi alırken ise DevlEtin bankası Halkbank'ı kullanıyorsunuz.
O zaman Anadolu kluplerinin yada diğer kluplerinin ne suçu günahı var ki böyle milattan kalma statlarda oynuyorlar.
Ne diyelim hayırlısı olsun.....
Kaynak için bakınız:

19 Nisan 2009 Pazar

PAZARA DAMGA VURACAK DERBİLER (2)


'SÜPER CLASİCO'

Sanırım çok da fazla söylenecek bir şey yok bu derbi için. njoysoccer olarak bizim için ayrı bir yeri vardır. İnanılmaz bir River Plate hayranı olan blog yazarımız 'Njoy' ve Futbolu öğrenmeye başladığımdan beri tamamen abimin etkisiyle de olsa Boca hayranı olan ben ve fakir edebiyatını çok seven yazarımız 'sekerse tehlike' arasındaki en önemli maçtır. 2 Bocalı 1 Riverli size bu geceki maçı hatırlatmak istedik.
Bizim bu seferki iddiamız, Orjinal PES2009 oyunu...Umarım Bocha beni zarar uğratmaz.
Aslında zarardan da önce umarım, adına derbi dediğimiz Boğazın İki yakasının kapışması gibi berbat bir futbol seyri ve iğrenç tiribün görüntüleri olmaz.Tribün konusunda bir şüphemiz yok zaten...

NOT: Boca'nın maçlarda, en öndeki 2 sırayı boş bıraktığını ve gol olunca o boş sıralara doğru tüm hızlarıyla koştuğunu görmek isteyenler bu gece saat 21.00'de NTVSPOR da...Bakalım maçı kim sunacak...

PAZARA DAMGA VURACAK DERBİLER (1)



ORDUSPOR - GİRESUNSPOR
(14.00)
Türkiye haritasını çıkarıp Karadeniz sahillerine doğru biraz dikkatlice bakalım.Batı Karadenizdeki, Zonguldak'tan başlayıp Artvin'e kadar ilerleyelim.Zonguldak, Bolu, Samsun, Orduspor, Trabzonspor, Akçaabat Sebatspor...Bunların yanında Giresunspor, Sinopspor gibi yerel rekabette fazlasıyla söz sahibi ama ulusal anlamda pek de dişe dokunur başarıları olmayan takımlar mevcut.Tam olarak oranını hatırlayamasam da Profesyonel futbol liglerimizde top koşturan sporcularımızın önemli bir miktari karadeniz kökenli. 'Alt yapı' diye bir kavram varsa, o kavrama anlam katan tek yer de karadeniz. Brezilyalı futbolcuların şansı, sahip oldukları kumsallar ve oynadıkları kumsal futboludur.Karadenizli futbolcuların şansı ise, sahip oldukları şehirlerde mevcut olan bolca yokuş, vitamin değeri yüksek hamsi, karalahana, mısır unu ve envayi çeşit yerel yemekler, inanılmaz bir futbol sevgisi ve çoğu karadenizli ailenin çocuğunun futbolcu olmasına büyük bir sevinçle destek vermesidir.İşsizliğin yoğun olduğu bu bölgede, futbol, gençler için geleceğe açılan en zevkli, en kazançlı ve en prestijli kapıdır.
Birbirine çok yakın olan bu şehirlerin çocukları, sanırım ülkemizin mazbutlaşmış bir geleneği olan, ' En yakın spor kulübüne düşman olmak' geleneğini fazlasıyla yaşatmaktalar.İzmir'de,İstanbul'da, Ankara'da, Kayseri'de...Bu aynı şehir takımlarının birbirinden ölesiye nefret etmeleri, karadenizde biraz daha farklı.Burda aynı şehirde 2 takımın bulunması biraz zordur.Sebatın,Trabzonun ilçesi olması dışında pek de fazla istisna yoktur.Ama aynı coğrafi bölgede olup, sınır şehirlerdeki futbol kulüplerinin birbirinden nefretle söz etmesi çok olağandır.İşte Orduspor-Giresunspor maçı bunu ifade ediyor.Birbirine olan uzaklığı sadece 15 dakika ve eğer yanlış bilmiyorsam, Türkiyenin birbirine an yakın iki şehri (ordu*giresun)
MORMENEKŞELER-ÇOTANAKLAR
Giresunspor ikinci yarıya başlarken, Sinan Engin'i manevi başkan yaptılar kendilerine.Sedat Peker'in manevi oğlu ve öz be öz yiğeni de başkan oldu Giresunspora.Bu şu anlama geliyodu, arkayı sağlamlaştırdılar.
Hızlı bir transfer politikası sonucunda, bir sürü oyuncu alınıp satıldı. Sedat Pekerin, ULAN NE ÇİRKİN ADAM BU ALİ EREN, ONDAN ANCA FUTBOLCU OLUR BU TİPLE! dediği Ali Eren'i Bir süre teknik direktörlükte denediler. Sivaslı Hayrettin, İstanbulsporlu Musa Kuş, milli kaleci Metin Aktaş( ki bu da ilginç bir şekilde Karadeniz dayanışmasının örneğidir) ve hafta içi yazısını yayınlayacağımız Alex gibi oyuncular takımı sırtalarken, Orduspor Mehmet Deliorman gibi tecrübeli futbolcuların yanına monte ettiği gençlere sahip. Ayrıca Flamengo'lu BRUNO şu an attığı 22 gol ile, Bank Asyada gol kralı. Taner Gülleliye ait olan 21 gollük rekoru egale eden genç brezilyalı Orduspor'un en büyük kozu.
İyi olan kazansın....

17 Nisan 2009 Cuma

FURKAN ÖZÇAL


Geleneksel, ' lan oğlum duydun mu Türk oyuncu avrupanın en iyi oyuncuları arasına girmiş' haberiyle karşılaşmayalı uzun süre olmuştu. Nihayet bir Futbolcumuz bu sessizliği bozdu ve adını bir çok söylentiyle beraber anılmasını başardı.Kim olduğunu zaten başlıktan da hemen anlamışsınızdır.Furkan Özçal

Emre Belezoğlu'nun Pelenin en iyi 125 oyuncu arasında sıralaması, Messinin playstationda kurduğu takıma Arda'yı seçiyorum demesi, İlhan Parlağın Fransız dergisinde geleceğin en iyi 5 forvetinden biri seçilmesi, Nuri şahin'in en iyi serbest vuruşçular arasında gösterilmesi...
Böyle envayi çeşit listeler dolaşıyor ortalıkta.Sonuçta ne oluyor.Bir iki sene sonra 3 büyüklerden birine transfer olup sahip oldukları, adlarını listeye yazdıran büyük meziyetlerini herkesten mahrum bırakıyorlar!
Hani yabancı oyuncu Türk futbolunu baltalar diye bir tartışma var ya. Ben de diyorum ki, acaba Bizim takımlarda özellikle 3 büyüklerde, Türk oyuncu sınırlaması mı getirsek.Böylelikle bu kadar genç futbolcu Antrenman tesislerinde mahsur kalmazlar. Bu yaz Furkan kardeşim de çocukluğundan beri tuttuğu takıma imza atarsa, türkcell süper lige haps olup gider...