31 Aralık 2008 Çarşamba

Mutlu Yılar


Herkese mutlu yıllar
-2008 has been poked you. poke back 2008?

SEKERSETEHLİKEYE DESTEK ÇIKIYORUM!

MUTLU YILLAR
BOL GOLLÜ BİR 2009 DİLEĞİYLE…

90 LARDA AVRUPAYA GELEN SİYAHİLER...




Irkçılığın büyük bir ayıp sayıldığı ama bir o kadar da yer ettiği futbolda, avrupanın ırkçılıkla tanışması çok daha öncelere dayansa da, 90 ların başında Avrupaya transfer olmaya başlayan siyahi futbolcular büyük prim yapmaktaydı. Portekizliler Afrika’yı keşfederken futbol ligleri de yeni yeni Afrikalı futbolcuları keşfetmeye başlamıştı. Çok ekisğim olabilir ama aklıma ilk gelenlerden başlamak istiyorum. Kim di bu futbolcular;

1) Tony Yeboah; Gana’lı olan Yeboah, Alman liglerine transfer olmayı başaran 2. siyahi futbolcuydu. Bundesliga 2 takımlarından, FC Saarbrück transferi gerçekleştirmişti. İlk yılını 28 maçta 9 golle kapatan Yeboah, ikinci sezonunda 37 maçta 17 gol le başarılı bir görüntü sergilemişti. Bir sonraki sezon Bundesliga takımlarından Eintracht Frankfurt’a transfer olan Yeboah burada oynadığı 5 sezonda 123 maçta 68 gol atarak kendini bir anlamda Alamanya’ya kabul ettirmişti. Daha sonra o zamanlar bir siyahi futbolcu için futbol oynaması daha zor olan bir yere İngiltere’ye Premier League takımlarından Leeds United’e transfer olmuş ve burada da oynadığı 3 sezonda 24 gol atmıştır. Ardından tekrar Almanya Bundesliga’ya Hamburg takımına transfer olmuş burada da 5 sezon oynadıktan sonra futbolu bırakmıştır.




2) Abedi Pele: 1992-98 yılları arasında Gana Milli Takımı’nın kaptanlığını yapan Pele,
Oynadığı futbolla FİFA nın yıldızlar karmasına defalarca giren Pele, Avrupa’da, Fransa, İtalya ve Almanya’da top koşturmuştur. Herkese nasip olmayan Avrupa Şampiyonlar Ligi Kupası’nı,1993 yılında Olimpik Marsilya ile kazanmıştır. Üstelik Marsilya’nın Milan’ı yendiği bu maçta Abedi Pele maçın adamı seçilmiştir. 3 kere Fransa Futbol Magazin Afrika’lı oyuncusu ödülünü almıştır. Futbol hayatının Avrupa’da devam eden kısmı içerisinde Abedi Pele toplamda 349 maça çıkmış ve 74 gol atmıştır. Oynadığı 14 sezonda gösterdiği yüksek performansla hem kendinin hem de siyahi futbolcuların Avrupa futbolunda kabul görmesinde etkin rol oynamıştır.



3)OMAM BIYIK: Kamerunlu ünlü futbolcu, Afrikada yetişen nadir forvetlerdendir. İtalya 90’ın açılış maçında, Arjantin’e kafayla attığı golde, yerden 1.60cm yükselerek kafayı vurması, onun geleceğinde önemli yere sahiptir. Fransa’nın LAVAL takımında 1987-1990 yılları arasında 81 maça çıkmış ve 27 gol atabilmiştir. Oradan RENNES’ e transfer olmuş ve sadece bir sezonda 38 maça çıkıp,14 dol atabilmiştir. Daha sonra CANNES’de 35 maç ta 7 gol atabilirken bu durum takımın pek de iyi olmayışından kaynaklanmaktaydı. Başarısız bir Marsilya macerasından sonra transfer olduğu ve 2 sezon oynadığı Lens’de 53 maçta 18 gol kaydederek Club Amerika’ya transfer oldu ve burada da gayet başarılı sezonlar geçirdi. Devam eden futbol hayatında tekrar Avrupa’da futbol oynama denemeleri olsa da transfer olduğu Sampdoria ve Chateauroux takımlarında başarılı olamadı ancak Avrupa Futbolu’nda siyahi futbolculara karşı olan antipatinin yıkılmasında etkili olan isimlerden biridir. Futbol yaşantısı boyunca İtalya 90, Amerika 94, Fransa 98 dünya kupalarında oynadı ve toplamda 63 kez Kamerun ulusal takımının formasını giydi.





4) GEORGE WEAH: Avrupa da adından söz ettiren güçlü futbolcuarın başında yer alır Weah. 1988-1989 sezonunda MONACOYA transfer olurken onu keşfeden Arsene Wenger Monaco’nun patronuydu.
Siyasetle de uğraşan Weah, 14 yıl sürcek olan Avrupa macerasına giriş yapmıştır. Monaco’da oynadığı 4 sezon boyunca 102 maçta 42 gole imza atan Weah 1992-93 sezonunda Paris Saint Germian’a transfer oldu. Oynadığı 3 sezonun sonunda 1995’te FIFA yılın futbolcusu ve yılın Afrikalı futbolcusu seçildi. Liberyalı olmasından dolayı Dünya Kupalarında izlenme zevkini tadamamıştır seyirciler. Beklide tüm dünyanın adından daha sık söz etmesine yol açan MİLAN transferi gerçekleşti. Tanıdığım en iyi Milanlılar’dan olan blog yazarlarımızdan NJOY VE ÜMİT, Weah diyince gözleri dolanlardan.Milan’dan sonra İngiltere Premier Leauge’de birer sezon Chelsea ve Manchester City’de oynadıktan sonra siyahi futbolcuların uğrak liglerinden Fransa’ya Olimpik Marsilya takımına transfer olmuştu. Sadece 15 maça çıkan Weah futbolu burada bitirdi.Kitleler onu tribünlerde desteklerken, seçim sandıklarında desteklememiş, 2005’de katıldığı Liberya başkanlık seçimlerini kaybetmiştir.
video






5) FİNİDİ GEORGE: Ajax’a 1993-1994 sezonunda gelen Nijeryalı futbolcu, 3 yıl top koşturduğu Ajax’ın vazgeçilmez oyunucusu olmayı başarırken, 1995 yılında da ŞAMPİYONLAR LİGİ kupasını kaldırmayı başarmıştı.
Real Betis’le çıktığı 130 maçtan sora Real Mallorca’da top oyadıktan sonra yeni evi olan İngiltere’nin IPSWICH TOWN takımına transfer oldu. 2 sezon dayanabilen Finidi, tekrar eski yuvasına, Mallorca’ya döndü. Burada da 2 sezon oynadıktan sonra futbolu bıraktı.

Ve son olarak da ülkemizde top koşturan 90 ların unutulmaz siyahi yıldızlarından bahsedelim.

6) AGUTİNE JAY-JAY OKOCHA: Topun yakıştığı nadir ayaklardan biri olan Okocha, Orta sahada çok başarılı sezonlar geçirdi. 72 kez Nijerya Milli Takımı formasını giymeyi başarırıken, 1996'da Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımından Fenerbahçeye’ye transfer olmuştur. Türk vatandaşlığına geçen Okocha Muhammed Yavuz adını almıştır. 1998 Dünya Kupası'nda Nijerya Milli Takımı formasını giymiş ve EN ŞOVMEN FUTBOLCU seçilmiştir. 1998'de 16,5 milyon dolara Fransa'nın Paris St-Germain takımına transfer olmuştur. Oradan da İngiltere'nin Bolton takımına daha sonrada Hull city'e transfer olup futbol hayatına burada son vermiştir. Bolton tribünlerinde aderta tapılan Okochanın heyecanını Anelkayla yaşamayı çok istemişlerdi.. 2002 yılında düzenlenen AFRİKA ULUSLAR KUPASI’nda EN İYİ FUTBOLCU ödülünü kazanmanın gururunu yaşamıştır.

7)DANİEL AMOKACHİ: Nijerya’nın en hılı forvetlerinden olan Amokachi Özellikle Nijerya Milli takımı ile 1994 ve 1998 yıllarında DÜNYA KUPASI ve 1994 AFRİKA KUPASI’nda gösterdiği performans ile dünya çapında tanınmıştır.47 maçta 14 gol atamıştır. Aynı zamanda milli forma ile 1996'da OLİMPİYATLAR, altın madalyasının kazanılmasında önemli rol oynamıştır.Bjk de oynarken, Fenerbahçe maçında orta sahaya helikopterle indirilmesi her futbolcuya nasip olacak bir prestij değildir. Oynadığı 3 yıl içinde 45 gol atarken,
Henüz 18 yaşında iken 1990 yılında Afrika Kupası'nda Nijerya milli takımında kendini gösterme fırsatı bulmuştu ve bu turnuvadaki başarısı ile takımı Ranchers Bees'den Belçika’nın CLUP BRUGGE takımına transfer oldu. Belçika Ligi'nde oynadığı sezonlarda oldukça başarılı olması ve Dünya Kupası'ndaki performansı ile PREMİR lig takımı olan EVERTON F.C ye 3 Milyon Sterlin bedelle transfer edildi. Özellikle yarı finalde attığı iki golle, bu takımın İngilterenin önemli kupalarından FA CUP'ı kazanmasında pay sahibi oldu.
1999 yılında. 1860 MUNİCH ve TRANMERE ROVERS gibi takımlarla kontrat imzalamasına rağmen sağlık testlerini geçemediği için transferi gerçekleşemedi.
DAHA SAYABİLECEĞİM NİCE SİYAHİ FUTBOLCUYLA DOLU AVRUPANIN LİGLERİ, AMA İLK AKLA GELENLER BUNLAR OLSA GEREK…
Aklınıza gelen isimleri yazın bakalım. Kimleri unutmuşuz bi görüp hatırlayalım…

FUTBOL GÜZELDİR 2 ( Dalglish)


Hayatın durduğu yerdeyim!
Zamanın yavaşladığı, herkesin bana baktığı, benimse ayaklarımın birbirine dolandığı , hiç bir uzvuma hakim olamadığım o andayım!
İçimde ishale dönüşme olasılığı çok yüksek br karın ağrısı, ve bu ağrıyı pozitif yönde tetikleyen büyük bir heyecan.
Anaa top lan bu! şeklinde bakışlarım, ehehhe eühüh diye gülümsemem ki nedenini bilmiyorum, arkada anlamsızca gelen ve sadece duyum eşiğini aşabildikleri için duyulan kalabalık ebeveyn topluluğundan yükselen yorumlar,o an için ayağa çok ağırmış gibi gelen antrenman topları
Ayağımda 'seneye de giyer çocuk' mantalitesinin hakim sürdüğü bir kafa yapısında olan babam tarafından alınmış 1 beden büyük ayakkabım, çok acemice bağlanmış. üstümde de şort ve forma.
Orta sahada amansızca koşturuyorum. O zamanın Atom Rızası, Kemalettini kıvamında. herkesin şahsileştiği, takım oyunun unutulduğu tek derdin kendini göstermek olduğu bu seçmelerde, ben tam bir takım oyuncusu olup çıkmıştım. olmadık yerlerde olmadık kişiliklere bürünmek benim huyumdur.
mahallede; iyi oynuyo ama pas vermiyo bu çocuk, diye üzerimde konuşmaların döndüğünü düşünürsek burda attığım pasları görmelerini isterdim hepsinin. vay beeee
diye iç geçirişlerini görmek isterdim mahalle eşrafının. her mahalle de maç yapan çocukları izleyen esnaf ve bu çocukları benzetilen bir takım oyuncular vardır. mesela çok gol yiyen kalecimizin adı Hayrettin olarak kalmış, güzel goller atan forvetimiz Baggio diye çağrılırken, defanımızdan biri Dunga biri Recep olarak kalmıştı.Aradaki farkı size zaten açıklamaya gerek yok.Ben ise çalımlarımdan dolayı Maradonaydım..... inandınız mı?... inanmayın zaten.
Ben o zamana kadar sadece adımla çağrılıyordum ve bu büyük bir üzüntü sebebimdi.
Seçmeler devam ederken hala orta sahada şuursuz bir tavuk gibiydim. pas pas diye adını bilmediğim çocuklara haykırıyordum. bir iki derken anladım ki bu çocuklar lavuğun en önde gideni. ulen bende en önde gidenin bi öünde giden lavuğu olamaz mıydım? olurdum tabiki. ayağıma nadir de olsa gelen topları, bencilce harcıyor, çalım denemelerinde bulunuyor, ayağıma 1 numara büyük gelen halı saha ayakkabımla, çim sahada adeta bale yapmaya çalışıyordum. şartlar ve zemin müsaitti ama ayakkabı ve zihin namüsait bir şekilde tezahür buluyordu.
Boş kaleye atılan bir gol ve birsürü yerine ulaşmış olsun ulaşmamış olsun pas denemeleri sonucunda, bir sonraki antrenmana çağrılmıştım. Mahalleye büyük bir gururla dönerken babamın verdiği taktikler, öneriler, eleştiriler, hiç birini anlamıyordum. o ise Alex Ferguson olduğunu sandığından mı? yoksa çocuğunun ilerde stadlarda deli gibi top koşturacağını düşlediğinden mi? bilemiyorum, hala konuşması devam ediyordu. bir zamanlar kars sporun sağ kanatında top oynamış olması onun büyük gururuydu.

Mahalleye geldiğimizde, hemen kendimi sahanın oraya attım. maçlarımızı yaptığımız tarlaya giderken yarın ki seçmeleri düşünüyordum. Sahaya gittiğimde bakkkal çakkal tayfası da ordaydı. meğersem bizim çocuklar, üst mahallenin veletleriyle maç ayarlamış. onun hazırlıklarıymış bu.Üst mahalle deyip geçmeyin, bu üst mahaleyi bir bilseniz iddia kuponlarında yer alması gerektiğini düşünürsünüz. bakkaları tarafından çikolata, manavları tarafından limon destekli bu takım büyük bir kuvvet dengesizliği abidesi.
her yedek futbolcuya şans bir kere gülermiş. Ve bana da bu maçta güldü.Sanırsın ilk maçımı Camp Noi de oynuyorum. takımlar hazır, seyirciler nazır, hava süper...
Derken maç başlıyor. yılların yedeği ben, az önce Kayserispor alt yapısında top oyamışlığın verdiği gazla, sahada adeta uçuyordum.Arada maça laf atan esnaf ve yedeklerin şaşkınlıklarını duyabiliyordum.
Taç atışı yapacağım sıra; yıllardır beklediğim cümleyi duymuştum. bu çocuk aynı DALGLİSH gibi oynuyor yaoow...
Evet bakkal amca! Evet kasap dayı eveeetttt! Beni de artık birine benzetin allahsızlarrr. diye içimden kan ağladığım o günler bitmişti. her şuttan sonra dönüp,şimdi Aykut olabildim mi? Der gibi bakıyordum onlara. Onlarsa hep bir ağızdan koro gibi 'hayırrr'diyolardı sanki.
tühh a.q yine mi olmadı
kıvamında anlar oluyordu nadir de olsa oynadığım maçlarda. ama şimdi beni biriyle anmışlardı. neydi lan adı? daklüşh mü? dangıl mı? neydi? unutmuştum bi anda ama sevincim doruktaydı. maç devam ediyordu. br süre sonra dalglishh at pasını oğlummm, gibi gaz verici cümleleri duymaya başlamıştım.

Bizim esnaf yetenek avcısıydı adeta. Hak eden çocuğu bir futbolcuyla bütünleştiriyorlardı ve farkında olmadan bu işi çok iyi yapıyolardı. onların kendi aralarındaki bu yeteneği keşfetme yarışı bizim o dönemde futbolu iyi oynamamızı sağlıyordu. Artık Dalglih olmuştum. kısa bir araştırma ve adının nasıl söylendiğini öğrenme çabalarından sonra, topu her ayağıma alışımda 'dalglihhh' diye bağırıyordum.( ercan taner gibiydim. hem oynuyordum hem de sipikerdim)




Büyüdüm, futolcu olamadım. Bir numara büyük ayakkabılarımı çaldırdım. Duvarlarıma astığım Dalglish posterlerinin yerini zamanla türlü türlü adamlar aldı.Bazen de kadınlar. Ama ne olursa olsun ben Daglshi seviyorum be!

29 Aralık 2008 Pazartesi

FUTBOL GÜZELDİR 1) ( karda maç)


Hava durumunu dikkatle dinliyordum. Zira kış gelmiş, karın eli kulağındaydı. İlkokul çocuğu olarak büyük bir beklenti içerisinde ve de büyük bir heyecanla televizyona kitlenmiş bir ‘mal’ çocuk profili çiziyordum adeta. Işık görmüş tavşan gibiydim.
‘Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası, iç kesimlerde etkisini kar şeklinde gösterecek…’ Ahaa kar dedi valla. Valla kar dedi adam.
Sevinçten tv ye daha fazla yaklaştım. İller ve hava durumunu gösteren tabloyu daha iyi görebilmek için. Kayseri yi gördüğümde kalbimin pıt pıtları artmıştı. Karşısında kar işareti vardı. Tamamdır. Hem sesli hem görsel materyalli olarak karın yağacağı desteklenmişti. Zaten havada kar kokusu fazlasıyla mevcut.
Camdan dışarı bakınca karşımda duran Erciyes dağının bembeyaz olması beni sevindiriyor. Zamanı geldi artık diye düşünüyorum. O geceyi evdekilerden soyutlanarak, karın yağdığını hayal etmekle geçiriyorum…
Sabah kalktığımda bir hevesle pencereye koştum ama kar yoktu. Dışarı çıktım. Lojmanın veletlerini buldum. Yağmayan kar hakkında konuştuk. Planlar yaptık. O sırada Cengiz geldi. Muhabbet dönüp dolaşıp futbola geldi. Gaz vermeyi seven bir birey olmamı işte o zamanlara borçlu olan ben, hemen ortamdaki gazı alabilecek çocuk kokusunu aldığımdan
‘oğlum kar yağınca 5’e 5 maç yapalım, kar da maç yapmak şöyle zevklidir, böle süperidir diye cümlelerle başlarının etini yedikten sonra yavaş yavaş gazı alanlar ‘evet lan!’ ‘bir kere yapmıştık ne güzeldi olum’ gibi cümlelerle beni desteklediler.
Hepinizin hayatının bir evresinde tanışıp arkadaşlık ettiğinize inandığım bir arkadaş türü olan; o her şeyi bilen, şom ağızlı ve oyun bozan tip hemen kendini belli etmişti. Serkan!
Bi kere benim dayımlar karda maç yapmışlar da dayım kafasını yarmış. Yeaa
- hay dayın kafasına.. yok abi bize bişi olmaz. (Hemen çürütüyordum onun kehanetlerini)
Olum Ahmet amcanın oğlu Ali var ya , karda maç yaparken kaymış da ayağı kırılmış geçen sene. Yeaaa.
-Hay Alini ayağına.. Biz düşmeyiz olum. Onlar ayağına poşet takmışlar ayakkabı ıslanmasın diye
Hem karda maç yapınca top meme yapıyormuş, üstü soyuluyormuş topun oğlum.
Küçük Emrah gibi hayata karamsar bakan bu veletin kendisi bi zati oyunlarda yer edinemediği için oyun oynayanların keyfinin içine etmek de onun bir oyunuydu. Başarılıydı da pezevenk. Ama ben daha hırslı ve istekliydim. Aylardır hayalini kurduğum ‘kar maçı’nı bu tipsiz gergedan yüzünden erteleyemezdim.
Günlerimi kar maçının hayalleriyle geçirirken, takımlar kuruyor, kağıt üzerinde eşleştirmeler yapıyor, güçsüz olduğunu düşündüğüm çocuğu karşı takıma veriyordum. Topun sahibini kendi takımıma alırken, karşı tarafa da güçlü birilerini koyuyordum. Günler geceleri, geceler günleri kovalarken bir sabah uyandığımda her yer bembeyazdır. Sizde de var mı bilmiyorum ama kimsenin ayak basmadığı tertemiz yerlere ilk giren olmayı hep çok istemişimdir. Hatta birisi karın o ahengini benden önce bozarsa sinirimden maraz çıkartırdım.
Giyinip hazırlandıktan sonra, kendimi Ömercik gibi vurdum sokaklara. Tam planladığım gibi olmasa da takımlar kurulmuş, kaleler hazırlanmış top havaya dikilmişti. Yere düştüğü an başlayacak maç bu maçı ne kadar da çok beklemiştim yarebbi! Bir kaç havaya dikme denemesinden sonra oyun başlamıştı. Paslaşmanın minimum , kaleye şutların maksimum seviye de olduğu bu klasik maçta, kendini olur olmadık yerde şuursuz kelebekler gibi yerden yere atarak, auta giden toplara uçma fiiliyle müdahale etmeye kalkışarak oyuna heyecan katıyorduk. Çelme takmanın faul sayılmadığı, yere düşünce ‘faul yaptın lan’ diye bağrışılmadığı, hatta topsuz alanlarda kedini yerden yere atan dengesiz tiplerden oluşan bu maç ta tek eksik goldü. Sınırlı sayıda kaleyi bulan şutun olduğu böyle maçlarda maçın bitiş düdüğü anne sesiydi.
Oğlummm! Islandın gel artık!
Balkondan bu sesi ilk kim çocuğuna doğru ulaştırırsa maçı da bitirmiş oluyordu. Zaten donuma kadar ıslanmıştım bu yetmezmiş gibi de vıcık vıcık olan çoraplarımı ayağımdan atmıştım. Çamaşır makinesinden yeni çıkmış gibi duran bere, eldiven ve tişörtüm o kadar ağırlaşmıştı ki, bata çıka bata çıka yürüdüğüm saha da artık sadece bata bata ilerliyordum. Evet. Vücudum ıslak ve ağırdı. Çok mutluydum. Oyunun başında, havada süzülen bir kuş edasıyla, ayaklarımız arasında kayıp giden top, oyunun sonuna doğru adeta içi taşla doldurulmuş, kar topu şeklini almıştı. Topa vurmak isteyeceğimiz en son şeydi. Her topa vuran ‘anammm! Ayağımmm!’ Diye bağırırken soğuktan sızlayan ayağını hissetmiyordu.
Derken kimsenin topa gitmediği, herkesin durduğu yerde, bataryalarında kalan son dilim şarjla hareket ederek birbirine kar topu atmaya başladığı ve ıslanmak sözcüğünü donuna kadar hissettiği o zaman diliminde, gözüm balkondan bize bakan Serkan’a ilişti. Kehanetlerinin tutması için adeta Allaha yalvarıyordu sanki. Zafer benimdi. Kimseye bir şey olmamıştı. Derken Cengiz, kafasına gelen taşlı kartopuyla yere yığıldı. Serkan’ın suratında bir gülümseme, gördün mü yavruuuu der gibi bir ifade alırken, Cengiz’in gözünden akan yaşlar daha yere düşmeden donma kıvamına geliyordu. Ben ufaktan voltamı aldım. Zaten bitmiş bir maçın son demlerindeydik. Eve girdiğimde her yerim ıslaktı. Parmak uçlarım, kulaklarım soğuktan düşecek gibiydi. Annem de bir şok ifadesi. O ifadeyi atlattıktan sonra benle ilgilendi.
Bir hafta hasta yorgan döşek yattım. Hem okuldan yırtmıştım hem de maçı mı da yapmıştım. İyileştikten sonra dışarı çıktım. İnceden kar yağıyordu. Cengizi buldum. Muhabbet ederken konu döndü dolaştı oyunlara geldi. Kafası yarık Cengiz’e 'len hadi kızakla kayalım' diye kar da yapılabilecek aktiviteleri saymaya başlamıştım ki Serkan lafa karıştı;
Olum benim abim küçükken kızakla kayıyomuş, duramamış da arabaya çarpmış…
‘Hay senin ağbinin mnkoyim emii… adamda heves bırakmadın lan pezeveng’
Diyemedim tabi
Ama bir şey de demedim. Zira kafası yarık Cengiz bu sefer bana inanmazdı…
Arkadaşlık bağları esnek ve kaygandı o zamanlar. Cengiz’le Serkan atari oynamaya giderken ben de ufaktan voltamı aldım eve doğru….

27 Aralık 2008 Cumartesi

Arsenal neden başarısız?





How many next seasons do you need, Arsene Wenger ?

Nedir bu cümle diyen çıkacağını sanmıyorum ama yine de açıklamak boynumuzun borcu;arsenal taraftarının isyan cümlesi!

Arsenali hepimiz yetiştirdigi hatta yoktan var ettigi futbolcularla tanıdık..Henry ve Viera ilk akla gelenler..


Monacoda yıldızı parlayan ve 98 dünya kupasında kendini kanıtlayan Thiery Henry, Juventus'un yolunu tutmuştu tutmasına ama İtalya
ligi ona pek yaramadı..Ardından ilerde daha bir çok yetenegi dünya futbol piyasasına suncak olan Arsene Wenger onu kuzey londraya getirdi, Henry basamakları hızla cıktı ve hikayenin devamını hepimiz biliyoruz..

Aynı durum Patrick Viera için de geçerli oldu, bir başka italyan devi Milan'da yedek kalan Senegal asıllı vatandaşını transfer eden Arsene Wenger onun bir dünya starı olmasını sagladı..Arsene Wenger yetenek avcılıgı konusunda gerçekten dünyanın en iyisi diyebiliriz..

Ama futbolda iş yetenegi bulmakla bitmiyor takımınızdaki yıldızlardan verim alarak müzenizi kupalarla doldurmak taraftarı tatmin ediyor.
İşin bu kısmında Gunners'da sorun ortaya cıkıyor..Zira Arsenal en son lig şampiyonlugunu 2004'de yaşadı ve avrupada uzun süredir başarılı olamadı.
Wenger'in kazandıgı son kupa ise 2005 F.A. cup idi.Öte yandan Arsene Wenger'in Arsenal klübüne finansal açıdan ilaç gibi geldigi apaçık bir gerçek
90lı yılların sonunda 220 milyon dolar borcu olan Arsenal şuan avrupanın en zengin 10 kulübünden biri.


Arsene Wenger takımına kariyerinde belli bir noktaya gelmiş dünya çapında bir starı transfer etmek istemiyor.Kendi yetiştiridigi futbolculardan kurulu bir takım olmadıgı sürece şampiyon olmak onu adeta mutlu etmiyor.Transferde cok para harcamaktan kaçınan Wenger'e taraftarın tanıdıgı son müddet devre arası
transfer sezonu; listesinde Türk asıllı İnler ve Fransız Toulalan bulunan Arsenal'de yapılcak transferler merakla bekleniyor..Zira Arsene Wenger İnler yada
Toulalan'ın transfer edilmesi durumunda Ramsey ve Wilshire gibi genç yeteneklerin önünün kesilicegine inanıyor.
Bu sezon özellikle orta sahası çok cılız olan Arsenal ligde beklenenin altında bir performans sergiledi, sene başında elinden kaçırdıgı yıldızları hatırlamak bu durumun sebebini bizlere basitce açıklıyor.

Kısaca bahsetmek gerekirse Wenger'in Marsilya'dan cok cuzi bir miktara transfer edip Arsenal orta sahasında görev verdigi Flamini'yi Milan, Belaruslu yıldız Aleksandr Hleb'i ise Barcelona kapmıştı.Benim de inandıgım bir konu şu ki miladını dolduran futbolcuyu para ederken elden cıkarmak mantıklı bir hareket
ama Wenger'le ayrı düştügümüz bir nokta var; futbolcu takımınızda başarı yada başarılar elde etmeden ayrılıyorsa henüz miladını doldurmuş degildir
(Flamini ve Hleb örneginde oldugu gibi).Dikkat ettiyseniz Arsene Wenger Henry ve Viera'nın 29 yaşına geldiginde takımdan ayrılmasına izin verdiki Henry ve
Viera takımda kaptanlık yaptı ve kupalar kaldırdı.Son yıllarda iyice genç takım halini alan Arsenal'den ayrılcagı yönünde söylenti cıkan iki isim ise
Fabregas ve Adebayor.Bu transfer politikası bizi başarısızlıgın sebebine biraz olsa da götürüyor.
Henry ve Viera'dan yaralanan Arsenal, Fabregas ve Adebayor'un ayrılmasına izin verirse son 10 yılın en kötü sezonunu yaşayabilir..

Başarısızlıgın nedenlerini saymak gerekirse zayıf orta saha, tecrübesiz kadro, takım içi sorunlar ve Arsene Wenger'in inatçılıgı ilk akla gelenler olcaktır.

Ben şuan Arsenal menejeri olsam kısa vadede acil çözüm paketimin ilk maddesi orta sahayı kendini kanıtlamış oyunun hem ofans hemde defans yönüyle oynayan
iki yıldızla güçlendirmek olur.Bir diger hamlede takım içindeki lideri belirlemek ve sorun yaratan isimleri göndermek olur (Gallas gibi).


Arsenal için toz pembe bir tablo çizmemiz gerekirse sakat olan Diaby, Walcott, Rosicky, Eduardo ve Toure'nin takıma döndügünü ve Arsenal'in 2 yıldız transfer ettigi hayal etmemiz gerekir.Yine de bu tablomuzu bozabilcek klüp takımlarında da kendini kanıtlamak isteyen Scolari yönetimindeki 'Chelski' ve başarıya doymayan Sir Alex Ferguson'un oturmuş kadrosu var.Ayrıca yedek klübesi Babel,Lucas,Benayoun ve Keane'den oluşan 21.şampiyonlugu için 18 yıldır bekleyen Liverpool'u da unutmamak gerekir.